İDARE HUKUKUNDA İPTAL DAVASI

GİRİŞ

“Hukuk devleti”, Anayasa Mahkemesi’nin bir kararında da belirttiği gibi insan haklarına saygılı ve bu hakları koruyan, toplum yaşamında adalete ve eşitliğe uyan bir hukuk düzeni kuran ve bu düzeni sürdürmekte kendini yükümlü sayan, bütün davranışlarında hukuk kuralları ve Anayasa’ya uyan, işlem ve eylemleri yargı denetimine bağlı olan devlettir.(1)

Makalemizde kamu alacaklarının korunması maksadıyla açılan davalardan biri olan iptal davası incelenerek; borçlunun alacaklıların zararına yapmış olduğu tasarruflarının hükümsüz hale getirilmesi ve böylece kamu idaresinin alacağının elde edilme şeklinin ortaya konulması, konuyla ilgili çeşitli Yargıtay kararlarına da yer verilmek suretiyle uygulamaya dönük değerlendirmesi yapılacaktır.

İki bölüm olarak ele alınacak olan yazımızın birinci bölümde, dava konusu, taraflar, dava koşulları, görev ve yetki gibi altbaşlıklardan oluşan genel esaslara değinilecek olup, ikinci bölümde ise iptal davasının açılabileceği haller, iptal davasının alacaklı, borçlu ve üçüncü kişiler açısından doğurduğu sonuçlar değerlendirilecektir.

1-      GENEL ESASLAR

2.1-   İptal Davasının Mahiyeti

İptal davası, bir hukuki işlem, karar veya fiilin hükümsüzlüğünü sağlamak için açılan davaya verilen isimdir.(2)

6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’un iptal davasını düzenleyen 24-31.maddeleri (m.), İcra İflas Kanunu’nun (İİK) 277–284 maddelerinde yer alan düzenlemeleri karşılamaktadır. Genel bir çerçevede bakıldığında; Haciz ve iflastan önce borçlu, malvarlığı üzerinde tam bir tasarruf yetkisine sahip olduğundan, borçlunun bu yetkisine dayanarak yapabileceği, alacaklıların alacaklarını elde edememesine yönelik işlemlerine karşı alacaklıları koruyucu hükümler düzenlenmesi ihtiyacı ortaya çıkmıştır.

Bu bağlamda iptal davasını; borçlunun mallarının hacizden veya iflas kararının verilmesinden önce, alacaklılardan mal kaçırmak amacıyla yapmış olduğu bağışlamalar ve hileli tasarruflarının iptali için alacaklılara tanınan dava açma hakkı olarak tanımlayabiliriz.(3) Böylelikle bu dava sayesinde iptal edilen tasarruf veya muamele ile alacaklı kamu idaresi, alacağını tahsil ederek kamu alacağını koruma hakkını kullanmış olur.

İptal davasının amacını ise; borçlunun yapmış olduğu tasarruflar ile malvarlığının dışına çıkardığı mallarını, alacaklıların cebri icra yetkilerinin çerçevesi içine tekrar sokulması şeklinde belirleyebiliriz. (4)

2.2-   İptal Davasının Konusu

İptal davası aslında tali nitelikte bir dava olduğundan, alacaklı öncelikle haciz veya iflas yoluna başvurmalıdır. Ayrıca söz konusu dava, malın aynına ilişkin bir dava olmayıp şahsi bir dava niteliğinde olduğundan, alacaklı alacağını iptal edilen tasarruf veya muamelenin değeri üzerinden almak hakkına sahiptir.

Genel planda ise; borçlunun tasarruf veya muamelelerinin hükümsüzlüğü, iptal davasının konusunu teşkil eden alacak aslı ile sınırlı olduğundan, amaç sadece alacağın tahsilinden oluşmaktadır.(5)

6183 Sayılı Kanun’un (SK.) m.27 – m.30 hükümlerinde iptal davasının konusu üç başlık altında toplanmıştır:

– m.27 ve m.28’de düzenlenen ivazsız tasarruflar,

– m.29’da düzenlenen, borçlunun kamu borcunu ödeme güçsüzlüğündeyken yapmış olduğu tasarruflar,

–        m.30’da ise ilk iki grubun dışında bulunan ve genel nitelikte olan, kamu alacağının kısmen veya tamamen tahsiline imkân bırakmamak amacıyla borçlunun yapmış olduğu tasarruflar.

İlk iki grup işlemlerde maksat unsuru önem taşımamakta, borcun ödenmesine engel teşkil edebilecek açık ve haklı nedenler bulunmuş olsa da yapılan bu tasarruflar, belirli şartları sağladığı takdirde hükümsüz sayılmaktadır. Üçüncü grupta ise, borçlunun yapmış olduğu muameleler veya tasarruflarda maksat unsuru aranmakta, bu tür işlemlerin hükümsüzlüğü için kamu alacağının tahsiline imkan bırakmamak amacıyla yapılan tasarrufların bulunması gerekmektedir.(6)

Ancak burada şunu da belirtmek gerekir ki; m.27, m.28 ve m.29’da yer alan işlem ve tasarruflar, özel olarak hükme bağlandığından bu maddelerin kapsamına giren işlemler söz konusu olduğunda “özel hükmün varlığı halinde genel hükmün uygulanmayacağı” ilkesinden hareketle, sorun öncelikle bu maddeler çerçevesinde çözümlenecek ve her olayın kendi somut özelliği içinde ele alınması gerekecektir.(7)

2.3-   Davanın Şartları

2.3-1.     Kesinleşmiş Kamu Alacağının Bulunması;

İptal davasının açılabilmesi için öncelikle kesinleşmiş ve ödenecek aşamaya gelmiş bir kamu alacağının bulunması ön şarttır. Kamu alacağı 6183 SK. m.3’ün yapmış olduğu atıfla; aynı Kanun’un m.1 ve m.2 hükümlerine göre devlete, il özel idarelerine, belediyelere ait olup kamu hizmetlerinin uygulanmasından doğan alacaklar ile vergi, resim, harç, para cezası, gecikme zammı, faiz ve bunların takip masraflarını; ayrıca diğer kanunlarda 6183 SK’a göre tahsil edileceği belirtilen alacakları içerir.

Kamu alacağının kesinleşmesi ise belirli işlemlerin yapılmasını ve sürenin geçmesini gerektirir.(8) Kesinleşmemiş olan kamu alacaklarına karşı ise, söz konusu alacağının korunması amacıyla iptal davası açılamadığından, ihtiyati tahakkuk sonucu ihtiyati haciz uygulanabilir.

2.3-2. Davanın Konusunun Karşılıksız-Ödeme Gününden  Geriye Doğru İki Yıl Süre ile Sınırlı Olması;

6183 SK m.27 ve m.29’daki düzenlemelere göre, ödeme süresinin başladığı tarihten itibaren geriye doğru iki yıl içinde yapılan tasarruflar hükümsüzdür. Söz konusu ödeme süresinin başlama tarihinin belirlenmesi ise bu maddelerin uygulanması açısından özel önem teşkil etmektedir.

Sürenin belirlenmesinde; kamu alacağının doğduğu tarih, tasarrufun iptali için kabul edilmekte, ortada vergiyi doğuran olayın bulunması gerekmektedir.(9) Vergi Usul Kanunu m.19’da belirtilen vergi doğuran olay ise, mükellef veya sorumluların çeşitli vergi konularıyla ilişki kurması sonucu ortaya çıkmaktadır.

2.3-3.     Kamu Alacağının Tahsili İçin Yapılan Takibatın   Sonuçsuz Kalması;

6183 SK m.24’te düzenlenen iptal davasının açılabilmesi için, alacaklı vergi dairesinin borçlu nezdinde yapmış olduğu takibatlar sonuçsuz kalmalı; başka bir deyişle, borçlunun iptal davasına konu edilebilecek tasarrufları dışında bir malvarlığının bulunmaması gerekir. Burada dikkat edilmesi gereken husus ise, borçlu hakkında yapılan takibatın sonuçsuz kaldığının kamu alacaklısı tarafından ispat edilmesi gerektiğidir.

Tahsil daireleri, borçlunun haczi kabil başka bir malının bulunmadığını 6183 SK m.75 uyarınca aciz fişi düzenleyerek tespit edebilecekleri gibi, borçlunun haczi kabil başka malının bulunmadığını belgeleyen haciz tutanağını da bu hususta delil olarak gösterebilirler.

Söz konusu Kanun’un m.75 hükmündeki aciz hali;

“Yapılan takip sonunda, borçlunun haczi caiz malı olmadığı veya bulunan malların satış bedeli borcunu karşılamadığı takdirde borçlu aciz halinde sayılır.

Yapılan takip safhalarıyla bakiye borç miktarı bir aciz fişinde gösterilerek aciz hali tespit olunur”,

şeklinde tanımlanarak maddede belirtilen aciz fişiyle, borçlunun tüm varlığının kamu borcunu karşılayamayacak durumda olduğu kanıtlanmaktadır. Aciz fişinin alacaklıya sağladığı haklar ise şu şekilde örneklenebilir(10):

Satış işlemine devam edilmekle beraber, aciz fişi kalan borcun varlığını kanıtlayan bir senet hükmündedir.

Aciz fişi her türlü resim ve harçtan bağışıktır.

Aciz fişi elde eden alacaklı kamu idaresi, borçlunun mal bildirimine bağlı olmaksızın tasarrufun iptali için dava açmak hakkını elde eder.

Aciz fişine yazılan alacak için, borçluya yeniden ödeme emri çıkarılması gerekmez.

Aciz durumunda olan kamu borçlusu, sonradan edindiği malları ve gelirleri onbeş gün içinde tahsil dairesine bildirmek zorundadır. Bildirimde bulunmayan borçlu, 6183 SK m.112 hükmünce cezalandırılır.

Ayrıca aynı Kanun’un m.27 ve m.29 hükümlerinde düzenlenen kapsamda iptal davalarının açılmasında ise; mal beyanında bulunmayanlar ile haczi kabil malı olmadığını bildiren ya da beyan ettiği malın belirlenen değerine göre borca yetmediği anlaşılan kamu borçlularının aciz halinde oldukları kabul edilerek, “aciz fişi” veya “aciz tutanağı” aramaksızın haklarında iptal davası açılabilecektir.(11)

2.4-   İptal Davasında Görev Ve Yetki

6183 SK m.24’te düzenlenen iptal davalarının genel mahkemelerde açılacağı belirtilmiş olup, anlaşılacağı üzere bu hüküm söz konusu davaların adli yargıda görülmesini gerekli kılmaktadır.

Davaların genel mahkemelerde görüleceği saptandıktan sonra, ilk derece mahkemeleri olan asliye hukuk mahkemesinde mi, yoksa sulh hukuk mahkemesinde mi görüleceği meselesini çözmek gerekir. İşte bu sorunun çözümüne, görev kuralları aracılığıyla ulaşılır. Konusu, miktarı, değeri ve niteliği açısından bir davanın hangi mahkemenin görevine girdiğini belirleyen kurallara “görev kuralları” denilir.(12) Mahkemelerin görevi, kamu düzenine ilişkin olduğundan hiçbir yargı yeri kendi görevi içinde olmayan bir davaya bakamayacağı gibi, kendi görevi içinde olan bir davaya da bakmaktan kaçınamaz.(13) Kesinleşmiş olan kamu alacağının miktarıyla iptal konusu tasarruf değerinden hangisi az ise, görevli mahkeme ona göre değişen sulh hukuk veya asliye hukuk mahkemesi olarak belirlenecektir.

6183 SK’da söz konusu davanın nerede açılabileceğine dair bir hüküm bulunmadığından, yer itibariyle yetkili mahkemenin belirlenmesinde Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun (HUMK) m.9 ve m.21 hükümleri uygulama alanı bulacaktır.

2.5-   İptal Davasında Uygulanacak Usul Hükümleri

6183 SK m.24’e göre, borçlu tasarruflarının iptali için genel mahkemelerde açılan bu davaya genel hükümlere göre bakılacağı belirtilmiştir. İİK m.277’de ve bunu izleyen maddeler kapsamına giren iptal davalarında uygulanacak usul hükümleri, HUMK m.507-m.511’de düzenlenen basit yargılama usulüne tabi iken, 6183 SK’da ise iptal davalarında genel hükümlerin uygulanması öngörülmüştür. Bununla beraber, iptal davalarının diğer davalardan öncelikli olarak görülmesi gerekmektedir. Ayrıca, bu davalara adli tatillerde de bakılabileceği ve temyiz süresinin adli tatillerde de işlemeye devam edeceğinin hükme bağlanmış olması, 6183 SK’da düzenlenen iptal davalarında uygulanacak usulün basit yargılama usulü ile taşıdığı bir benzerliktir.

2.6-   İptal Davasında Taraflar

2.6.1-     Davacı;

6183 SK’a göre açılabilecek iptal davasında davacı; devlet, il özel idareleri, belediyeler ve özel kanunlar uyarınca alacaklarını bu kanun hükümlerine göre takip ve tahsil edebilecek olan kamu idareleridir.

2.6.2-     Davalı

6183 SK m.25’te, iptal davalarının kimler aleyhine açılabileceği gösterilmiştir. İİK m.280 ile paralel düzenlenen söz konusu hükümde, hakkında kesinleşmiş bir kamu alacağı bulunmasından dolayı iptal davası açılabilecek olanlar şu şekilde belirtilmiştir:

Borçlu ile hukuki muamelede bulunan kimseler,

Kendisine kamu borçlusu tarafından ödemede bulunulanlar,

Asıl borçlu ile iptal konusu işlemi yapan kimselerin mirasçıları,

Kötü niyetli diğer üçüncü kişilerdir.

Kötü niyetin varlığı, tanık dahil her türlü delille ispat edilebilir. Böylece açılacak iptal davasında husumetin, borçlu ve borçlu ile tasarrufta bulunan kişiyle bu kişiden malı satın alan kişiye birlikte yöneltilmesi gerekir (14)

Yukarıda belirtilen hallerde, iptal davasında muhatap gösterilecek kişiler arasında mecburi dava arkadaşlığı vardır. Böylece üçüncü kişiye ya da mirasçılara karşı açılacak davalarda, borçlunun da muhatap olarak gösterilmesi gerekmektedir. Bu koşul mecburi olduğundan hâkimin re’sen gözetmesi gereken işlerden olup, aksi durumda mahkemece davacıya bu eksikliğin giderilmesi için uygun bir süre verilmesi gerekir.

2.7-   İptal Davasında Zamanaşımı

6183 SK’un “hükümsüz sayılmada zamanaşımı” başlığı altında düzenlenen m.26 hükmünde, aynı kanunun m.27, m.28, m.29 ve m.30’da sözü geçen tasarrufların, yapıldıkları tarihten itibaren 5 yıl geçtikten sonra, bu maddelere dayanılarak dava açılamayacağı belirtilmiştir.

Her ne kadar ilgili madde hükmünde zamanaşımı deyimi kullanılsa da, buradaki sürenin hak düşürücü nitelikte olduğu kabul edilmelidir. Zira kanunda, süreyi kesen veya durduran sebepler ile ilgili herhangi bir belirleme yapılmamış olması sebebiyle söz konusu hükmün hak düşürücü süreyi ifade ettiği anlaşılmaktadır.(15) Ayrıca İİK m.284’te düzenlenen paralel hüküm de aynı şekilde “hak düşürücü müddet” başlığını taşımaktadır.

Kanunda belirlenen süre içerisinde hak sahibinin hakkını kullanmamış veya daha geniş bir ifadeyle; yapması gerekeni yapmamış olması, bu süre içinde hak sahibinin hareketsiz kalması halinde hak düşürücü süreden söz edilir. Prensip itibariyle böyle süreler yenilik doğuran haklar için söz konusu olur.(16) Hak düşürücü sürenin işlemesi durmayacağı ve kesilmeyeceği gibi hâkim, söz konusu süreyi taraflar ileri sürmese bile re’sen göz önüne almalıdır.

Maddede geçen sürenin hak düşürücü süre olduğu konusunda öğretide ve Yargıtay’da da görüş birliği mevcuttur. Gerçekten, Yargıtay İcra İflas Dairesi 1967/5952 sayılı kararıyla 6183 SK m.26’daki sürenin zamanaşımı değil, hak düşürücü süre niteliği taşıdığına hükmetmiştir.(17)

______________________________________

(*)       (Eski Vergi Denetmeni ve İSU Genl.Mdrl.Teftiş Kurl.Başknı)

(**) (Eski Vergi Denetmeni)

(1) Anayasa Mahkemesi Kararlar Dergisi, Sayı 20, s.161.

(2) Binnur Çelik, Kamu Alacaklarının Takip ve Tahsil Hukuku, 2. Bası (bs.), İstanbul, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2002, s. 93.

(3) Baki Kuru, Ramazan Arslan, Ejder Yılmaz, İcra ve İflas Hukuku, 22. bs., Ankara, Yetkin Yayınları, 2008, s.614.

(4) Saim Üstündağ, İflas Hukuku, 7. bs., İstanbul, y.y.,  2007, s.281.

(5) Yılmaz Özbalcı, Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun Yorum ve Açıklamaları, Ankara, Oluş Yayıncılık, 2007, s. 310.

(6) A.e., s. 310.

(7) Edip Şimşek, Amme Alacakları Tahsil Usulü Kanun Şerhi, Ankara, Eka Yayıncılık, 1990, s. 195.

(8) Mustafa Gülseven, Açıklamalı – İçtihatlı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun, Ankara, Seçkin Yayınevi, 1999, s. 169.

(9)  Şimşek, a.g.e., s.195.

(10) A.e., s.587.

(11) A.e., s.194.

(12) H. Yavuz Alangoya, M. Kamil Yıldırım, Nevhis Deren-Yıldırım, Medeni Usul Hukuku Esasları, 6. bs., İstanbul, Alkım Yayınevi, 2006, s. 62.

(13) Halil Kalabalık, İdari Yargılama Usulü Hukuku, 2.bs, İstanbul, Değişim Yayınları, 2006, s. 51.

(14) Gülseven, a.g.e., s. 177.

(15) Özbalcı, a.g.e., s. 321.

(16) M. Kemal Oğuzman, Turgut Öz, Borçlar Hukuku Genel Hükümler, 4.bs., İstanbul, Filiz Kitabevi, 2005, s. 464.

(17) Gülseven, a.g.e. s. 183.

Tunay BAKIR                       Ali YAKUT

Kocaeli Valiliği İÖİ.                  İstanbul Üniversitesi

K.İç Denetçisi(*)                         K.İç Denetçisi(**)

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir