Archive for Danıştay Kararları

Limited Şirket den tahsil edilemeyen vergi alacağı hisseleri oranında ortaklardan aranır

mahkeme-karari

Danıştay 9. Daire

Esas No: 2010/8851 Karar No : 2013/3804

ÖZÜ: Ltd.Şti.den tahsil edilemeyen vergi alacağı hisseleri oranında ortaklardan aranır.

İstemin Özeti: Davacı ortağı olduğu …… Ltd.Şti.nin vadesinde ödenmeyen vergi ziyaı cezalı katma değer vergisi ve hesaplanan gecikme faizinin tahsili amacıyla davacı adına düzenlenen ödeme emirlerinin iptali istemiyle açılan davayı kabul eden vergi mahkemesinin kararının; 5766 sayılı Kanunun geçici 1. maddesinde yer verilen “Bu kanunla 6183 sayılı Kanunda yapılan değişiklikler ve eklenen hükümler, hükümlerin yürürlüğe girdiği tarih itibariyle tahsil edilmemiş bulunan amme alacakları hakkında da uygulanır” hükmü nedeniyle davacının ortağı olduğu şirketten tahsil edilemeyen kamu alacağından geçmişe dönük olarak sermaye hissesi oranında sorumlu bulunduğu belirtilerek bozulması istenilmektedir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Dokuzuncu Dairesince işin gereği görüşüldü:

Vergi mahkemesi kararının dayandığı hukuki sebepler ve gerekçesi dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığı.

Haciz emrine süresinde yanıt verilmez ise kesinleşir

Danıştay 3. Daire

Esas No: 2007/4962 Karar No : 2009/3113

ÖZÜ: Haciz emrine süresinde yanıt verilmez ise, kesinleşir.

Davanın Özeti: Bir başka mükellefin vergi borcu nedeniyle 6183 sayılı Yasanın 79’uncu maddesi gereğince davacı kurum adına düzenlenen haciz bildirisine süresinde itiraz edilmemesi üzerine söz konusu borcun davacının zimmetinde sayılması suretiyle düzenlenen ödeme emrine karşı açılan davayı; asıl vergi borçlusu gerçek kişinin ortağı olduğu davacı şirkette hak ediş ve alacağı varsa haciz şerhi konularak davalı idarenin banka hesabına aktarılmasının istendiği haciz bildirisinin davacı kuruma usulüne uygun olarak tebliğ edilmesine karşın süresinde itiraz edilmemesi üzerine borç zimmetinde sayılan davacı kurumun bu durumun aksini haciz bildirisinin tebliğinden itibaren bir yıl içinde genel mahkemelerde açacağı menfi tespit davasında ileri sürerek kanıtlanmasına olanak tanıyan 6183 sayılı Yasanın 79’uncu maddesinin 4’üncü fıkrası dikkate alındığında düzenlenen ödeme emrinde hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle reddeden vergi mahkemesi kararının; haciz bildirisine süresinde itiraz edilmemesinin içeriğinin doğru olduğu anlamını taşımadığı, …. Asliye Hukuk Mahkemesinde açılan menfi tespit davasının bekletici mesele sayılması gerektiği ileri sürülerek bozulması istenmiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince işin gereği görüşülüp düşünüldü.

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan vergi mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle Dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına.

 

Vade uzatımı verilen borç için faizcilik sayılması mümkün değildir

Danıştay 3. Daire

Esas No: 2009/2115 Karar No : 2010/4110

ÖZÜ: Vade uzatımı verilen borç için faizcilik sayılması mümkün değildir.

Davanın Özeti: Davacı hakkında ikrazatçılık faaliyeti nedeniyle gerçek usulde mükellefiyet tesis edilmesi işlemini yapı kooperatifine verilen vadesi uzatılarak … faiziyle birlikte … tahsil edilen ve devamlılık arzetmeyen borç para veme işleminin ticari faaliyet kapsamında nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle iptal eden vergi mahkemesi kararının; borcun vadesinin uzatılmasının faaliyetin devamlılığını gösterdiği ileri sürülerek bozulması istenmiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan vergi mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 21.12.2010 oy birliği ile karar verildi.

İhtirazi Kayıtla Beyyanname verenler Hakkında Danıştay Kararı

Danıştay 4. Daire

Esas No: 2011/2014 Karar No : 2011/4464

 

Karırın Özeti: Uygulamaya inanmayan mükellefler, cezalı duruma düşmememek için ihtirazi kayıtla beyanname verebilirler.

Mükellefler kendi beyanlarına karşı dava açamazlar, ancak ihtirazi kayıtla verdikleri beyanları için dava açma hakları vardır.

İhtirazi kayıtla verilen beyannamelerin dava açma süresi, tahakkuk fişinin düzenlendiği tarihten itibaren başlar ve 30 gündür.

Örneğin 31 Mayısta tahakkuk fişi kesilmiş ise dava dilekçesinin en son 30 Haziran akşamına kadar ilgili mahkemeye verilmesi gerekir.

Yeminli Mali Müşavirler Karşıt inceleme Müteselsil Sorumluluk Danıştay Kararı

T.C. DANIŞTAY VERGİ DAVA DAİRELERİ

GENEL KURUL KARARI

Esas No : 1995/438

Karar No : 1997/301 MADDE : SMMMYM — 12

ÖZÜ : Karşıt inceleme yapma yetkisi bulunmayan yeminli mali müşavirlerin, tasdik raporunun kapsamı ile sınırlı olarak sorumlu oldukları gözardı edilerek ve bu yetki ve sorumlulukların tebliğlerle genişletilmesi suretiyle, faturaların içeriğinden ve katma değer vergisinin ödenmemmiş olmasından sorumlu tutulamayacağı hk.

 

İstemin Özeti: Yeminli mali müşavir olan davacının; işlemlerini yürüttüğü bir şirket hakkında düzenlediği tasdik raporuyla ihracatta haksız katma değer vergisi iadesi almasına neden olduğu görüşüyle, haksız iade alan şirket adına salınan katma değer vergisi ve kesilen cezalar tutarında vergi ve ceza 3568 sayılı Yasanın 12’nci maddesinde öngörülen müteselsil sorumluluk esası uyarınca davacı adına da ayrıca uygulanmıştır.

Tarhiyata karşı açılan davayı inceleyen …….. 1. Vergi Mahkemesi kararında; 3568 sayılı Yasanın 12’nci maddesinin dördüncü fıkrasında yeminli mali müşavirlerin yapacakları tasdikin doğru olmaması halinde tasdikin kapsamı ile sınırlı olmak üzere ziyaa uğratılan vergilerden ve cezadan mükelleflerle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacaklarının kurala bağlandığı, davacının tasdik raporu düzenlediği şirketin işlemleri üzerinde yapılan inceleme sonucunda; teminat göstermeden nakit olarak katma değer vergisi iadesi aldığı, alış ve satış faturaları ile gümrük çıkış beyannameleri üzerinde yapılan incelemede indirim konusu yapılan ve iade edilen vergiler yönünden uyum kurulamadığı, iade alınan verginin gerçek olmadığının saptandığı, asıl mükellef adına uygulanan tarhiyatın henüz kesinleşmediği, 3568 sayılı yasada öngörülen sorumluluğun tahsilat aşamasında başlaması gerektiği, inceleme raporu düzenlenirken davacının ifadesine başvurulmadığı, raporda yaptığı tasdikin kapsamından bahsedilmediği, yeminli mali müşavirlerin, inceleme elemanı gibi karşıt inceleme yapma yetkisinin bulunmadığı gerekçesiyle tarhiyatı kaldırmıştır.

Karar, vergi dairesi müdürlüğü tarafından temyiz edilmiş ve istemi inceleyen Danıştay Onbirinci Dairesinin 15.03.1995 günlü ve E: 1995/1519, K: 1995/623 sayılı kararıyla; 3568 sayılı Yasanın 1’inci maddesinde kanunun amacının tanımlandığı,12’nci maddesinin dördüncü fıkrasında ise tasdikin kapsamı ile sınırlı olmak üzere yeminli mali müşavirlerin yapacakları tasdikin doğru olmaması nedeniyle ziyaa uğratılan vergi ve kesilen cezalardan mükelleflerle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olmalarının kabul edildiği, 3568 sayılı Yasanın 12’nci maddesi uyarınca 2.1.1990 günlü Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe konulan Yönetmeliğin 20’nci maddesinde Yasanın bu kuralına yer verildikten sonra bu sorumluluğa, Borçlar Kanununun “tam teselsül” hükümlerinin uygulanmasının öngörüldüğü, Resmi Gazetenin 18.2.1990 günlü ve 20437 sayılı nüshasında yayımlanan (1) Nolu Genel Tebliğin (D) Bölümünün beşinci paragrafında ise yeminli mali müşavirlerin, işin niteliği ve işletmenin türüne göre tasdike konu yapılan belgelerin sahte veya iceriği itibariyle yanıltıcı olup olmadığını da araştırmaları, kuşku duyulan hallerde ilgililerin mükellefiyet kayıtları, vergi dosyaları ve diğer kamu idareleriden bilgi alarak incelemelerinin benimsendiği, Yönetmeliğin 20’nci maddesinde yapılan gönderme uyarınca ve Borçlar Kanununun 142’nci maddesindeki kural gereğince idarenin, vergi alacağının tahsili için sorumlulardan sadece biri ya da aynı anda tümüne de başvurulabileceği, bu nedenle 3568 sayılı Yasanın 12’nci maddesinde öngörülen sorumluluğun ancak, mükellef tarafından ödenmemiş veya ondan tahsil olanağı kalmamış vergi borçlarını kapsadığını söylemenin mümkün olmadığı, bu sorumluluğu, Vergi Usul Kanununun 10’uncu maddesinde yazılı kanuni temsilcilerin sorumluluk koşul ve sınırları gibi anlamayada olanak bulunmadığı, kararda ulaşılan tersine yargıda isabet bulunmadığı, müşterek ve müteselsil sorumlulardan birisi tarafından yapılan ödeme veya açılan dava sonunda tarhiyatın kaldırılması gibi durumların vergi idaresince mükerrer vergilemeyi önlemek üzere gözönüne alınmasının tabi olduğu gerekçesiyle kararı bozmuş, davacının karar düzeltme istemini ise reddetmiştir.

Bozma kararına uymayan ……. 1’inci Vergi Mahkemesi 10.10.1995 günlü ve E:1995/743, K: 1995/945 sayılı kararında ilk kararında yer alan hukuksal nedenleri yineleyerek; 14 sayılı Genel Tebliğ’in (2/E) Bölümünde, müştereken ve müteselsilen sorumluluğu inceleme raporuyla saptanan yeminli mali müşavirler nezdinde yapılacak takibatın, vergi ve cezanın tahakkuku ve kesinleşmesinden sonra başlatılması, bu takibatın, tahakkuku kesinleşen vergi ve cezaların tahsiline yönelik olmasının da kabul edildiğini belirtmiş ve ilk kararında direnmiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu’nca, dosyadaki belgeler incelendikten sonra gereği düşünüldü

Yeminli mali müşavir unvanıyla,ihracatçı bir şirket hakkında düzenlediği tasdik raporuyla haksız olarak ihracatta katma değer vergisi iadesi alınmasına neden olduğu ileri sürülerek, haksız iade alan şirket adına salınan katma değer vergisi ve kesilen cezalar tutarında, 3568 sayılı Yasa’nın 12’nci maddesinde öngörülen müteselsil sorumluluk esası uyarınca, davacı adına uygulanan vergi ve cezanın kaldırılması yolundaki vergi mahkemesi ısrar kararı temyiz edilmiştir.>3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebecilik Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu’nun 12’nci maddesinin dördüncü fıkrasında, yeminli mali müşavirlerin yaptıkları tasdikin doğruluğundan sorumlu oldukları, yaptıkları tasdikin doğru olmaması halinde, tasdikin kapsamı ile sınırlı olmak üzere, ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilecek cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu oldukları, yeminli mali müşavirlerin yaptıkları tasdikin kapsamını, düzenleyecekleri raporda açıkca belirtecekleri kurala bağlanmıştır. Aynı maddenin birinci fıkrasında tasdik konuları, gerçek ve tüzel kişilerin veya bunların teşebbüs ve işletmelerinin mali tablolarının ve beyannamelerinin; mevzuat hükümleri, muhasebe prensipleri ile muhasebe standartlarına uygunlugu ve hesapların denetim standartlarına göre incelenmesi olarak belirtilmiş, ikinci fıkrada ise; tasdik edilecek belgeler, tasdik konuları ile tasdike ilişkin usul ve esasların Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nca yürürlüğe konulacak bir yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmüştür.

3568 sayılı Yasa’nın 12’nci maddesine dayanılarak yürürlüğe konulan ve 02.01.1990 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanan Yeminli Mali Müşavirlerin Tasdik edecekleri Belgeler, Tasdik Konuları, Tasdike İlişkin Usul ve Esaslar Hakkında Yönetmeliğin 20’nci maddesinde de tasdik raporu düsenleyen yeminli mali müşavirlerin tasdik kapsamı ile sınırlı olmak üzere tasdikin doğruluğundan sorumlu oldukları belirtilmiştir.

3568 sayılı Kanun’da öngörülen sorumluluk, Vergi Usul Kanunu’nda mevcut “Vergi sorumluluğu” müessesesinden değişik niteliğe sahiptir. Yeminli Mali müşavirler için getirilen sorumluluk, vergi ile ilgli ödevleri yerine getirmekten kaynaklanan bir işleve sahip olmayıp, vergilendirilmeye esas alınacak belge, kayıt nizamı ve matrah tespitinde dikkate alınması gerekli işlemlerin muhasebe usul ve esaslarına, kanunlarda belirtilen düzenlemelere uygunluğunu sağlamaya yöneliktir. 3568 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinin dördüncü fıkrasında, yeminli mali müşavirlerin, yaptıkları tasdikin doğru olmaması nedeniyle ziyaa uğratılan vergilerden ve kesilen cezalardan mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu olacakları belirtildiğinden, mükellefle birlikte ve aynı usullere göre takibi gerekeceği anlaşılmaktadır. Yeminli mali müşavir, tasdikin doğru olmaması nedeniyle ziyaa uğratılan vergi ve bunun cezasından “mükellefle birlikte” sorumlu tutulduğundan, bu sorumluluğu ancak, vadesi geldiği halde, ödenmemiş vergi borçlarının tahsili için öngörüldüğünü söylemek mümkün değildir. Kanun koyucu bu amaçta olsaydı, maddeye “mükellefin varlığından tamamen veya kısmen alınamayan vergi ve cezalar yönünden” sorumluluğa işaret eden bir ibareye yer verirdi. 3568 sayılı Kanun’un 12’nci maddesinin açık ifadesi, yeminli mali müşavirin hatalı tasdik işleminden kaynaklanan vergi ziyaı nediniyle takibi için önce vergi mükellefi hakkında tahriyat yapılıp bunun kesinleşmesini ve kamu alacağının tahsil edilebilir hale gelmesini beklemeye ve ancak bundan sonra yeminli mali müşavirin takibi için gerekli işlemlerin yapılacağının kabulüne olanak vermektedir.

Vergi Usul Kanunu’nun 134’üncü maddesinde, vergi incelemesinden maksadın, “ödenmesi gereken vergilerin doğruluğunu araştırma, tespit etmek ve sağlamak” olduğu belirtilmiş, 135’inci maddesinde de vergi incelemesi yapmaya Hesap Uzmanlarının, Hesap Uzmanı Muavinlerinin, ilin en büyük Mal Memurunun, Vergi Denetmenlerinin, Vergi Dairesi Müdürlerinin, Maliye Müfettişlerinin, Maliye Müfettiş Muavinlerinin, Gelirler Kontrolörlerinin ve Stajyer Gelirler Kontrolörlerinin yetkili oldukları ismen sayılarak belirtilmiştir. 3568 sayılı Serbest Muhasebecilik, Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununu “Mesleğin konusu” başlıklı 2’nci maddesinde yeminli mali müşavirlik mesleğinin konusu, gerçek ve tüzel kişilere ait teşebbüs ve işletmelerin, muhasebe sistemlerini kurmak, geliştirmek, işletmecilik, muhasebe, finans, mali mevzuat ve bunların uygulamaları ile ilgili işlerini düzenlemek veya bu konularda müşavirlik yapmak, belgelerine dayanılarak, inceleme, tahlil, denetim yapmak, mali tablo ve beyannamelerle ilgili konularda yazılı görüş vermek, rapor ve benzerlerini düzenlemek, tahkim bilirkişilik gibi işleri yapma yanında, aynı Kanu’nun 12’nci maddesine göre çıkartılacak Yönetmelik çerçevesinde tasdik işleri yapmak olduğu belirtilmiştir. Anılan 12’nci maddeye dayanılarak çıkarılan Yönetmeliğin 7’nci maddesinde tasdiki yapılabilecek konu ve belgeler belirtilmiş, 8’inci maddesinde, “Yeminli Mali Müşavirler, tasdik konuları ile ilgili olarak karşıt incelemeler yapabilir” denilmiş 10’uncu maddesinde ise; “İlgililerce yaptırılacak tasdik hizmetinin tasdik sözleşmesine bağlanması” gerektiği açıklanmıştır.

Yeminli mali müşavirlerin, “tasdik konuları ile ilgili olarak” yapabilecekleri “karşıt incelemeler”, Vergi Usul Kanunu’nun 134 ve 135’inci maddeleri karşısında, üçüncü kişilerden defter ve belge ibrazını istemeye yetkili olmadıklarından “vergi incelemesi” niteliğinde görmek ya da Kanuna rağmen Yönetmelik uyarınca böyle bir yetkiye sahip olduklarını kabul etmek mümkün değildir. Bu hükümle yeminli mali müşavirlere ancak, mali mevzuatta yer alan teşvik, indirim, istisna ve muafiyetler yönünden tasdiki yapılabilecek olan belgeler nedeniyle, bu belgelerin dayanağı olan, idarenin tespit ve işlemlerini resmi merciler nezdinde incileme ya da bu mercilerden bilgi isteme yetkisi verildiği kabul edilebilir. Beyanname ve bildirimlerle ilgli tasdik işlemi, bu belgelerin yükümlülerin kayıtlarına uygunluğunun beyanı dışında bir anlam ifade etmez. Kanun’da, yükümlü kayıtlarına esas olan belgelerin gerçeği ifade edip etmediğini, “karşıt inceleme” ile araştırma görev ve yetkisini yeminli mali müşavirlere veren ya da bu anlama gelen bir hüküm yer almamıştır. Bu nedenle, önceki genel tebliğlerde, örneğin 1 sıra No’lu Genel Tebliğ’in D/5 Bölümünde “İşin niteliği ve işletmenin türüne göre, tasdike dayanak yapılan belgelerin sahte veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı olup olmadığı araştırılarak, şüphelenilen durumlarda ilgililerin mükellefiyet kayıtları vergi dosyalarından ve diğer Kamu İdarelerinden bilgi alınarak tetkik edilecektir.” denilmekle yetinilmiştir. “Tasdike İlişkin Usul ve Esas” olarak nitelendirilemiyecek olan bu yöndeki bir düzenlemenin, Kanun’un 12’nci maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak Maliye Bakanlığı’nca yapılabileceğinin kabulü de mümkün değildir. Esasen Yönetmeliğin, “Yeminli Mali Müşavirlerin Yetkileri” başlıklı 12’nci maddesi de, “karşıt inceleme”nin, tasdikle sınırlı olmak üzere Kamu idare ve müesseselerinden bilgi alınmak suretiyle yürütüleceğini göstermektedir. Sonuç olarak kanun yeminli mali müşavirlere “vergi incelemesi” dolayısıyla tasdik sözleşmesi yaptıkları yükümlüler dışındandaki kişi ve kurumlar nezdinde “karşıt inceleme” yetkisi tanımadığı gibi Yönetmelikte yer alan hükümlerde bu tarzda bir incelemeye olanak sağlayacak nitelikte değildir.

Yönetmeliğin tasdikin kapsamını belirleyen 7/C maddesinde yeminli mali müşavirlerce katma değer vergisi mevzuatı yönünden tasdiki yapılabilecek konu ve belgelerin, katma değer vergisi beyannameleri ve ekleri, iade hakkı doğuran işlem ve belgelerle Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nca gerek görülecek katma değer vergisine ilişkin diğer işlem ve belgeler olduğu belirtilmiştir.

Davacının katma değer vergisi iadesi almasına neden olan tasdik raporunun; şirketin defterleri, alış ve satış faturaları ile döviz alımı bodroları ve gümrük çıkış beyannamelerinin irdelenmesi sonucunda düzenlendiği, alış faturalarının kayıt nizamına uygun olduğu, fatura düzenleyicilerinin adının Maliye ve Gümrük Bakanlığı’nca yayınlanmış “Sahte ve muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenledikleri tespit edilen Türkiye’deki mükellefler” listesinde yer almadığı saptandıktan sonra düzenlendiği anlaşılmaktadır.

Dosyada mevcut inceleme raporunda; ihracatçı şirkete mal satan firmalar nezdinde yapılan karşıt incelemelerde, ihracatın sahte faturalara dayandığı, haksız vergi iadesi alındığı, davacı tarafından düzenlenen tasdik raporunun ise; alış faturaları karşıt incelemelerle irdelenmediğinden yetersiz ve hatalı bulunduğu belirtilmiştir. Karşıt inceleme yapma yetkisi bulunmayan yeminli mali müşavirlerin, tasdik raporunun kapsamıyla sınırlı olarak sorumlu oldukları göz ardı edilerek ve bu yetki ve bu sorumlulukların tebliğlerle genişletilmesi suretiyle, faturaların içeriğinden ve katma değer vergisinin ödenmemiş olmasından da sorumlu tutulmaları mümkün değildir. Tahriyatın kaldırılmasına ilişkin ısrar kararında sonucu itibarıyla hukuka aykırılık görülmemiştir.

Bu nedenle Temyiz isteminin reddine 20.06.1997 gününde esasda ve gerekçede oy çokluğu ile karar verildi.