Archive for 20 Aralık 2012

İhtirazi Kayıtla Beyyanname verenler Hakkında Danıştay Kararı

Danıştay 4. Daire

Esas No: 2011/2014 Karar No : 2011/4464

 

Karırın Özeti: Uygulamaya inanmayan mükellefler, cezalı duruma düşmememek için ihtirazi kayıtla beyanname verebilirler.

Mükellefler kendi beyanlarına karşı dava açamazlar, ancak ihtirazi kayıtla verdikleri beyanları için dava açma hakları vardır.

İhtirazi kayıtla verilen beyannamelerin dava açma süresi, tahakkuk fişinin düzenlendiği tarihten itibaren başlar ve 30 gündür.

Örneğin 31 Mayısta tahakkuk fişi kesilmiş ise dava dilekçesinin en son 30 Haziran akşamına kadar ilgili mahkemeye verilmesi gerekir.

421 No.lu Vergi Usul Kanunu Tebliği

Maliye Bakanlığından:

VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ

(SIRA NO: 421)

(14.12.2012 tarih ve 28497 sayılı R.G de yayımlanmıştır.)

(Değişiklikler ilgili yerlerine işlenmiştir.)

1. Giriş

1.1. Elektronik fatura kullanımına ilişkin usul ve esasları belirleyen ve 5/3/2010 tarihli ve 27512 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği (Sıra No: 397) ile anonim ve limited şirketlerin elektronik fatura oluşturmalarına, alıcısına iletmelerine, muhafaza ve istenildiğinde ibraz etmelerine izin verilmiştir. 28/6/2012 tarihli ve 28337 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 397 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Genel Tebliği (Sıra No: 416) ile de 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 232 nci maddesi kapsamında fatura düzenlemek zorunda olan mükelleflere elektronik fatura uygulamasından yararlanma hakkı tanınmıştır.

1.2. Diğer taraftan, 13/12/2011 tarihli ve 28141 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan Elektronik Defter Genel Tebliği (Sıra No:1) ile Vergi Usul Kanunu kapsamında tutulması zorunlu olan defterlerden www.edefter.gov.tr internet adresinde format ve standardı yayımlanan defterlerin elektronik ortamda oluşturulmasına ilişkin usul ve esaslar belirlenerek elektronik defter kullanımına izin verilmiştir.

1.3. Mükelleflerin vergi kanunlarına uyumlarının artırılması ile kayıt dışılığın izlenerek önlenmesi amacıyla, elektronik fatura kullanma ve elektronik defter tutma zorunluluğu getirilmesi bu Tebliğin konusunu teşkil etmektedir.

2. Yetki

2.1. 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının 1 inci bendinde, Maliye Bakanlığının mükellef ve meslek grupları itibarıyla muhasebe usul ve esaslarını tespit etmeye, aynı Kanuna göre tutulmakta olan defter ve belgeler ile bunlara ilaveten tutulmasını veya düzenlenmesini uygun gördüğü defter ve belgelerin mahiyet, şekil ve ihtiva etmesi zorunlu bilgileri belirlemeye, bunlarda değişiklik yapmaya; bedeli karşılığında basıp dağıtmaya veya üçüncü kişilere bastırıp dağıtmaya veya dağıttırmaya, bunların kayıtlarını tutturmaya, bu defter ve belgelere tasdik, muhafaza ve ibraz zorunluluğu getirmeye veya kaldırmaya, yine aynı Kanuna göre tutulacak defter ve düzenlenecek belgelerin tutulması ve düzenlenmesi zorunluluğunu kaldırmaya yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

2.2. Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının 3 üncü bendinde Maliye Bakanlığının, tutulması ve düzenlenmesi zorunlu defter, kayıt ve belgelerin mikro film, mikro fiş veya elektronik bilgi ve kayıt araçlarıyla yapılması veya bu kayıt ortamlarında saklanması hususunda izin vermeye veya zorunluluk getirmeye, bu şekilde tutulacak defter ve kayıtların kopyalarının Maliye Bakanlığında veya muhafaza etmekle görevlendireceği kurumlarda saklanması zorunluluğu getirmeye, bu konuda uygulama usul ve esaslarını belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

2.3. Öte yandan aynı Kanunun mükerrer 242 nci maddesinin ikinci fıkrası ile Maliye Bakanlığı; elektronik defter, kayıt ve belgelerin oluşturulması, kaydedilmesi, iletilmesi, muhafazası ve ibrazı ile defter ve belgelerin elektronik ortamda tutulması ve düzenlenmesi uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye, elektronik ortamda tutulmasına ve düzenlenmesine izin verilen defter ve belgelerde yer alması gereken bilgileri internet de dâhil olmak üzere her türlü elektronik bilgi iletişim araç ve ortamında Maliye Bakanlığına veya Maliye Bakanlığının gözetim ve denetimine tâbi olup, kuruluşu, faaliyetleri, çalışma ve denetim esasları Bakanlar Kurulunca çıkarılacak bir yönetmelikle belirlenecek olan özel hukuk tüzel kişiliğini haiz bir şirkete aktarma zorunluluğu getirmeye, bilgi aktarımında uyulacak format ve standartlar ile uygulamaya ilişkin usul ve esasları tespit etmeye, aynı Kanun kapsamına giren işlemlerde elektronik imza kullanım usul ve esaslarını düzenlemeye ve denetlemeye yetkili kılınmıştır. Söz konusu fıkrada ayrıca, Vergi Usul Kanunu ve diğer vergi kanunlarında defter, kayıt ve belgelere ilişkin olarak yer alan hükümlerin elektronik defter, kayıt ve belgeler için de geçerli olduğu; Maliye Bakanlığının, elektronik defter, belge ve kayıtlar için diğer defter, belge ve kayıtlara ilişkin usul ve esaslardan farklı usul ve esaslar belirlemeye yetkili olduğu hükme bağlanmıştır.

3. Elektronik Defter ve Elektronik Fatura Zorunluluğu

3.1. Kapsama Giren Mükellefler

3.1.1. Yukarıda yer verilen yetkilere istinaden Bakanlığımızca aşağıda sayılan mükellef gruplarına elektronik defter tutma ve elektronik fatura uygulamasına dâhil olma zorunluluğu getirilmiştir.

a) 4/12/2003 tarihli ve 5015 sayılı Petrol Piyasası Kanunu kapsamında madeni yağ lisansına sahip olanlar ile bunlardan 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31/12/2011 tarihi itibariyle asgari 25 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar.

b) 6/6/2002 tarihli ve 4760 sayılı Özel Tüketim Vergisi Kanununa ekli (III) sayılı listedeki malları imal, inşa veya ithal edenler ile bunlardan 2011 takvim yılında mal alan mükelleflerden 31/12/2011 tarihi itibariyle asgari 10 Milyon TL brüt satış hasılatına sahip olanlar.

3.1.2. Bu Tebliğ kapsamında zorunluluk getirilen mükelleflerden mal alan 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli cetvellerde yer alan idare, kurum ve kuruluşlar ile iktisadi kamu kuruluşlarının elektronik fatura uygulamasından yararlanma ve elektronik defter tutma zorunluluğu bulunmamaktadır.

3.1.3. Bu Tebliğ veya 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında elektronik fatura uygulamasından yararlanan mükelleflerin birbirlerine yapmış oldukları mal teslimi veya hizmet ifaları için elektronik fatura düzenlemeleri zorunludur.

3.1.4. Elektronik Fatura Uygulamasından yararlanan kayıtlı kullanıcıların güncel listesi www.efatura.gov.tr internet adresinden yayımlanacaktır.

3.1.5. Elektronik Fatura Uygulamasından yararlanan mükellefler fatura düzenlemeden önce muhatabın www.efatura.gov.tr internet adresinde yer alan kayıtlı kullanıcı listesine kayıtlı olup olmadığını kontrol edecekler, kayıtlı kullanıcı ise elektronik fatura, kayıtlı kullanıcı değilse kâğıt fatura düzenleyeceklerdir.

3.1.6. Bu Tebliğ kapsamındaki mükelleflerden mal veya hizmet alan ve belirlenen hadlerin altında kalan mükelleflerin de istemeleri halinde elektronik defter ve elektronik fatura uygulamalarından yararlanabilecekleri tabiidir.

3.2. Elektronik Fatura ve Elektronik Deftere Geçiş Süresi

3.2.1. 3.1. bölümde yer alan zorunluluk kapsamına giren mükelleflerin;

a) Elektronik fatura uygulamasına 2013 takvim yılı (1/9/2013 tarihi itibariyle Gelir İdaresi Başkanlığı’na başvurulması gerekmektedir.)

b) Elektronik defter uygulamasına ise 2014 takvim yılı (Elektronik defter yazılımlarını kendi geliştiren mükelleflerin 1/9/2014 tarihi itibariyle elektronik defter test süreçlerini başarı ile tamamlamış olmaları gerekmektedir.)

içerisinde geçmeleri zorunludur.

4. 397 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde Yapılan Değişiklikler

4.1. 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin üçüncü bölümünün son paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Elektronik Fatura uygulamasına kayıtlı olan mükelleflerin birbirlerinden aldıkları mallar ve sağladıkları hizmetler için 1/9/2013 tarihinden itibaren elektronik fatura göndermeleri ve almaları zorunludur. Elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olan mükellefler elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olmayan mükelleflere yaptıkları mal teslimi ve hizmet ifası için genel hükümler çerçevesinde kağıt fatura düzenlemeye devam edeceklerdir.”

4.2. 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 5.1.1. bölümünün ilk paragrafından sonra gelmek üzere aşağıdaki iki paragraf eklenmiştir.

“Bununla birlikte mükellefler, elektronik fatura gönderme ve alma işlemlerini teknik yeterliliğe sahip, Başkanlıktan özel entegrasyon izni almış mükelleflerin bilgi işlem sistemi vasıtasıyla da gerçekleştirebilirler. Özel entegrasyon izni almak isteyen mükellefler e-Fatura Uygulamasına başvuru için gerekli belgelerin yanında özel entegrasyon talebini içeren bir dilekçe ve ekinde Özel Entegrasyon Bilgi İşlem Sistem Raporu (BİS) ile Başkanlığa başvuru yapacaklardır.  Özel entegrasyon yapmak isteyen mükelleflerin www.efatura.gov.tr internet adresinde yayımlanan kılavuzlara uygun bilgi işlem altyapısını kurmaları zorunludur. Başkanlık özel entegrasyon yapan mükellefler için ilave yükümlülük belirlemeye ve istediğinde ulusal ve uluslararası standartlara uyma zorunluluğu getirmeye yetkilidir. Mükellefin, elektronik fatura gönderip alma işlemini özel entegrasyon izni alan mükelleflere ait bilgi işlem sistemi vasıtasıyla gerçekleştirmesi, muhafaza ve ibraz ödevlerini ortadan kaldırmaz. Elektronik fatura gönderip alma işleminde kullanılan bilgi işlem sistemi yazılım ve donanım alt yapısının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarının geçerli olduğu yerlerde bulunması zorunludur. Özel entegrasyon izni alan mükelleflerin listesi www.efatura.gov.tr internet adresinden yayımlanacaktır.

Bilgi işlem sistemi yurt dışından yönetilen mükelleflerin elektronik fatura uygulamasından entegrasyon yöntemiyle yararlanma konusundaki durumları yapacakları başvuru üzerine Başkanlıkça değerlendirilerek elektronik fatura gönderip almalarına izin verilebilecektir.”

4.3. 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 6. bölümünün üçüncü paragrafının sonuna gelmek üzere aşağıdaki cümle eklenmiştir.

“Bu yükümlülük, elektronik faturaların üçüncü kişiler nezdinde muhafaza edilmesi durumunda muhafaza eden için de yasal süreler içinde geçerlidir.”

4.4. 397 sıra numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinin 6. bölümünün dördüncü paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiş, beşinci ve altıncı paragraflar eklenmiştir.

“Mükelleflere ait elektronik faturaların yine mükelleflere ait bilgi işlem sistemlerinde saklanması esas olup üçüncü kişiler nezdinde de elektronik saklama yapılabilecektir. Başka mükelleflerden elektronik saklama hizmetinin alınması mükelleflerin elektronik faturalarının muhafaza ve ibraz sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. Elektronik faturaların muhafazasının Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisinde ve Türkiye Cumhuriyeti Kanunlarının geçerli olduğu yerlerde yapılması zorunludur. Bu zorunluluk yurt dışında ikincil bir arşivleme yapılmasına engel teşkil etmez.

Başka mükelleflere ait elektronik faturaları saklama hizmeti verenler elektronik fatura uygulamasını bilgi işlem sistemlerinin entegrasyonu yöntemiyle kullanmak zorundadır. Elektronik Fatura Saklama Hizmeti verecek mükelleflerin Başkanlığa “Elektronik Fatura Saklama Hizmeti Başvuru Formu ve Taahhütnamesi” ile başvuru yaparak saklama izni almaları zorunludur. Bu amaçla başvuru yapacak mükelleflerin başvuru dilekçesi ekinde Bilgi İşlem Sistem Raporunu (BİS) göndermesi gerekmektedir. Başkanlıktan elektronik fatura saklama hizmeti izni almadan saklama yapılması Başkanlık nezdinde hüküm ifade etmez. Saklama izni alan mükelleflerin listesi www.efatura.gov.tr internet adresinden yayımlanacaktır. Saklama koşulları ve saklama hizmeti verecek mükellefin uyması gereken diğer kurallar www.efatura.gov.tr internet adresinde yayımlanacaktır.

Gerekli görülen durumlarda, elektronik fatura saklama hizmeti verenlerden elektronik fatura bilgilerine ilişkin olarak belirlenecek standartlara uygun üretilecek raporların ibrazı, elektronik fatura saklama hizmeti verenlere ait bilgi işlem sistem veya sistemlerine sürekli erişimin sağlanması sureti ile istenebilir. Bu kapsamda, ifade edilen erişimin sağlanması için kullanılacak yöntem ve teknolojiler ile ibraz yükümlülüğünün yerine getirilmesi ile ilgili süreçler www.efatura.gov.tr adresinde açıklanır. Elektronik fatura saklama hizmeti verenlerin bilgi işlem sistemine erişim ile ilgili yetki, sektör, mükellef veya faaliyet hacimleri itibarıyla kullanılabilir. Başkanlık elektronik fatura saklama hizmeti veren mükellefler için ilave yükümlülük belirlemeye ve istediğinde ulusal ve uluslararası standartlara uyma zorunluluğu getirmeye yetkilidir. Maliye Bakanlığı gerek görmesi halinde, bu Tebliğde belirlenen esaslar ile sınırlı olmak üzere, başka mükelleflere ait elektronik faturaları saklama hizmeti verenlerin bilgi işlem sistemlerini denetleme yetkisine sahiptir.”

5. Sorumluluk ve Cezai Yaptırımlar

5.1. 397 Sıra Numaralı Vergi Usul Kanunu Genel Tebliği kapsamında bilgi işlem sistemlerinin entegrasyonu yöntemiyle elektronik fatura uygulamasından yararlanan mükellefler, sistemlerini kesintisiz 7 gün 24 saat fatura ve ilgili mesajları alabilir ve gönderebilir halde açık tutmak zorundadırlar. Mücbir sebepler dışında bu zorunluluğa uymayan mükelleflerin entegrasyon izinleri iptal edilecek olup, elektronik fatura uygulamasını sadece portal yöntemiyle kullanabileceklerdir.

5.2. Bilgi işlem sistemlerinin entegrasyonu yöntemiyle elektronik fatura uygulamasından yararlanan mükellefler, sistemleri üzerinde yapacakları bakım, onarım, gözden geçirme vb. işlemler nedeniyle sistemlerine erişim kesintiye uğrayacak ise bu kesintiden önceki üç işgünü içerisinde hangi tarihte ve ne kadar süreyle sistemlerinin kesintiye uğrayacağını Gelir İdaresi Başkanlığı’na bildirmekle yükümlüdürler. Kesinti süresi hiçbir surette iki günü aşamaz.

5.3. Elektronik fatura ve elektronik deftere ilişkin olarak bu Tebliğ ile getirilen zorunluluklara uymayanlar hakkında, Vergi Usul Kanununun ceza hükümleri tatbik olunur.

5.4. Elektronik fatura uygulamasına dâhil olma zorunluluğu getirilen mükellefler elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olan diğer mükelleflere kâğıt ortamında fatura düzenleyemezler; düzenlemeleri halinde kâğıt ortamında düzenlenen bu faturalar hiç düzenlenmemiş sayılır.

5.5. Elektronik fatura uygulamasına dâhil olma zorunluluğu getirilen mükelleflerin elektronik fatura uygulamasına kayıtlı olan diğer mükellefler tarafından gönderilen elektronik faturaları almaları zorunludur. Bu zorunluluğa uymayan mükellefler hakkında Vergi Usul Kanununun ilgili hükümlerinde belirtilen fatura almayan mükelleflere tatbik olunan cezai hükümlerin uygulanacağı tabiidir.

5.6. Bu Tebliğ ile elektronik defter tutma zorunluluğu getirilen mükellefler kâğıt ortamında defter tutamazlar. Bu mükellefler kâğıt ortamında defter tutmaları halinde hiç defter tutmamış sayılırlar.

6. Yürürlük

6.1. Bu Tebliğ, yayımı tarihi itibarıyla yürürlüğe girer.

Tebliğ olunur.

Mirası Bırakan Kişinin Vergi Borcundan Mirasçıların Sorumluluğu

MİRASI BIRAKAN KİŞİNİN VERGİ BORCUNDAN

MİRASÇILARIN SORUMLULUĞU

I-BORÇLUNUN (MURİSİN) ÖLÜMÜ HALİNDE TAKİP:

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 28’inci maddesinde; “Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.” denilmektedir. Ölüm de doğum gibi birçok hukuki sonuçların doğmasına neden olmaktadır. Ölüm halinde, ölenin vergi borçları mirası reddetmemiş mirasçılara geçmektedir. Bu durumda muhatap mirasçılardır. Ancak, mirasçıların bulunmaması ya da mirsasın red edilmesi halinde ise alacaklı durumdaki vergi idaresinin hukuksal olarak başvurabileceği kimse bulunmamaktadır. Diğer taraftan ölenin fiilinden doğan vergi cezaları Vergi Usul Kanunu’nun 372’inci maddesi uyarınca ölümle kalkmaktadır. Bu cezalar ölenin mirasçılara intikal eden, mal, hak ve ticari varlığından alınamadığı gibi mirası reddetmemiş mirasçıların mal varlıklarından da alınamaz.

A-Mirasçılara Tebliğ:

Bilindiği üzere, mirasçılar ölenin vergi borçlarından dolayı, miras hisseleri nispetinde sorumludurlar. Bu nedenle mirasçılara yapılacak tebliğin, mirasçıların her birine ayrı ayrı yapılması gerekir. Eğer, verginin tamamı ile ilgili tebliğ, mirasçılardan birine yapılırsa tebliğ, sadece o mirasçının hissesi için geçerlidir.

Mirasın varisler tarafından reddedilme süresi olan üç aylık süre içinde genelde tebliğ yapılmaz. Ancak, acele hallerde mirasçılara üç aylık süre içinde de tebliğ yapılabileceği, Danıştay’ca kabul edilmektedir. Eğer, miras reddedilirse zaten tebliğ geçersiz sayılacaktır. Ancak, mirasın reddedilmemiş olması durumunda ise yapılan tebliğ geçerli olacaktır(1).

B-Takibin Devamı:

6183 sayılı Kanunun 7’inci maddesinde, borçlunun ölümü halinde mirası reddetmemiş mirasçılar hakkında bu Kanun hükümlerinin tatbik edileceği ve borçlunun ölümünden önce başlanılmış olan işlemlere devam edileceği açıklanmıştır.

Borçlunun ölümünden önce 6183 sayılı Kanun çerçevesinde başlatılmış takip işlemlerinin tereke üzerinde devam ettirilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, anılan Kanun’un 50’inci maddesi gereğince tereke hakkındaki takip işlemleri ölüm günü dahil 3 gün süre ile durdurulacak, 3’üncü günün bitiminden itibaren takip işlemlerine devam edilecektir.

Terekenin bir mahkeme veya iflas dairesi tarafından tasfiyesini gerektiren hallerde ise takip işlemleri durdurulacak, terekenin tasfiyesini yürüten mercie takibi gereken amme alacakları bildirilecektir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 590 ve 619’uncu maddeleri gereğince defter tutmaya karar verilmesi halinde, defter tutma işlemlerinin devam ettiği süre içinde terekeye dahil mal varlıklarının satışı yapılamayacaktır.

C-Mirasçılar Nezdinde Takip:

Borçlunun ölümü halinde mirası reddetmemiş mirasçılar hakkında 6183 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır.

6183 sayılı Kanunun 50’inci maddesi uyarınca, mirasçılar, mirası kabul veya ret etmemişlerse bu hususta 4721 sayılı Kanunda belirlenmiş süreler geçinceye kadar haklarındaki takip durdurulacaktır. 4721 sayılı Kanunun 606’ıncı maddesinde; mirasın 3 ay içerisinde retolunabileceği hükme bağlanmış olup, bu süre içerisinde mirasın kabul edildiğine ilişkin bir bilgi edinilmeden mirasçılar hakkında takip yapılmasına imkan bulunmamaktadır.

Ancak, 4721 sayılı Kanunun 610’uncu maddesi uyarınca, mirası ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetiminde olmayan veya miras bırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı mirası reddedemeyeceğinden, mirası ret hakkından mahrum olan bu mirasçılar hakkında mirası ret süresi beklenilmeden takip işlemlerine devam edilmesi gerekmektedir.

1-Mirasçıların Sorumluluğu:

Mirasçıların sorumluluğu; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 12’inci ve 4721 sayılı Kanunun 681’inci maddesinde düzenlenmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 12’inci maddesinde, “Ölüm halinde mükelleflerin ödevleri, mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçer. Ancak, mirasçılardan her biri ölünün vergi borçlarından miras hisseleri nisbetinde sorumlu olurlar.” hükmüne yer verilmek suretiyle ölen kişinin vergi borçlarından her mirasçının kendi miras hissesi nispetinde sorumlu olması esası getirilmiştir.

Bu itibarla, ölen amme borçlusundan aranılan amme alacaklarının VUK kapsamına giren alacaklar olması halinde mirasçılar hakkında yapılacak takiplerde mirasçıların sorumlu oldukları tutarların VUK’un anılan maddesi uyarınca tespit edilmesi gerekmektedir.

4721 sayılı Kanunun 641 ve 681’inci maddelerinde ise; mirasçıların tereke borçlarından dolayı müteselsilen sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Ancak, bu sorumluluk mirasın paylaştırılmasından itibaren geçecek 5 yıllık sürede geçerli olup, bu sürenin bitiminden sonra mirasçılar miras hisseleri oranında miras bırakanın borçlarından sorumlu olacaklardır.

Miras bırakandan aranılan amme alacaklarının 213 sayılı Kanun kapsamında olmayan alacaklardan olması halinde mirasçılar hakkında yapılacak takipte 4721 sayılı Kanunun hükümleri esas alınacaktır. Buna göre, mirasçılar müteselsil sorumluluğun sona erdiği tarihe kadar borcun tamamından müteselsilen, bu tarihten itibaren ise miras hisseleri oranında sorumlu tutularak takip edilecektir.

2-Mirasın Tutulan Defter Uyarınca Kabulünde Sorumluluk:

Mirasçılar tarafından, mirasın tutulan defter uyarınca kabulü yoluna başvurulmuş olması halinde mirasçıların sorumluluğu;

-Amme alacağının deftere kaydedilmiş olması halinde, (yazımızın II-C-1 bölümündeki açıklamalara göre),

-Amme alacağının deftere kaydedilmemiş olması halinde, amme alacağının 213 sayılı Kanun kapsamında olup olmamasına bakılmaksızın, miras yoluyla iktisap edilen miktar kadarıyla,

Olacaktır.

4721 sayılı Kanunun 631’inci maddesi uyarınca, amme borçlusunun mirasının Devlete geçmesi halinde, Devlet deftere yazılan borçlardan, sadece miras yoluyla edindiği değerler ölçüsünde sorumlu olacaktır.

D-Alacağın Terkini:

Mirasın mirasçılar tarafından reddedilmesi ve amme alacağının tereke varlığından alınamaması halinde, amme alacağı zamanaşımı süresi sonunda terkin edilecektir.

E-Takip İşlemlerinin Durdurulması:

6183 sayılı Kanunun 50’inci maddesi uyarınca, amme borçlusu hakkında yapılan takip işlemleri, karısı veya kocası, kan veya sıhriyet (kayın) itibarıyla alt veya üst soylarından birisinin ölmesi halinde ölüm günüyle beraber 3 gün durdurulacaktır. Bu maddeye göre, karısı yahut kocası, kan veya sıhriyet itibariyle usul veya füruundan birisi ölen mükellefler hakkındaki takip ölüm günü ile beraber üç gün için geri bırakılmaktadır. Mükellefin ölümü halinde ise mirasçılar mirası kabul ettiklerini bildirmişlerse veya kabul ettiklerini gösterir bir davranışta bulunmuşlarsa terekenin borçlarından dolayı aynı işlem yapılarak, üç günlük sürenin bitiminde terekenin borçları için takibe devam olunması gerekmektedir. Mirasçıların mirası kabul veya reddettikleri yolunda bir açıklamada bulunmamaları durumunda mirasın reddedilebilme süresi olan üç aylık sürenin sonuna kadar takibatın ertelenmesi gerekmektedir.

F-           Boşanmanın Mirasçılığa ve Takipli Alacağın  Tahsiline Etkisi:

Bilindiği üzere, boşanma ile eşler arasında evlilik ilişkisi sona ermektedir. Boşanmadan sonra eşlerden birinin ölümü halinde boşanmış (eski) eşin murise mirasçılığı da (boşanmadan dolayı) mümkün bulunmamaktadır. Ancak tarafların mahkemede boşanma davasının devamı süresinde eşlerden birinin vefatı halinde ise yaşayan eşin mirasçılığı söz konusudur.

Ayrıca, boşanan kişinin murisin mirasçı olamayacağından boşanan eşin murisin vergi borcundan da sorumluluğunun bulunmaması gerekir. Yine davanın devamı süresince sağ kalan eşin mirasçılığı söz konusu olduğundan bu durumda mirasçının vefat eden kişinin vergi borcundan sorumluluğu gündeme gelecektir.

G-          Devletin (Hazinenin) Mirasçılığında Sorumluluk Durumu:

4721 sayılı Medeni Kanun’un 501’inci maddesine göre, mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası Devlete geçer. Mirası kabul eden mirasçılar murisin borçlarından dolayı şahsen sorumlu iken Devlet borçlulara karşı yalnızca miras bırakanın terekesi kadar sorumluluğu söz konusudur.

H-          Mirasçıların Murisin İşini Aynen Devam Ettirmeleri Halinde Sorumluluk Durumu:

Ticari, zirai ve sınai faaliyette bulunan mükelleflerin ölümü halinde işe devam eden mirasçıların işe başlama bildirimini hangi süre içerisinde verecekleri ve muris adına tasdik ettirilmiş olan defter ve belgelerin mirasçılar tarafından kullanılıp kullanılamayacağı hususları hakkında ortaya çıkan tereddütleri gidermek ve uygulama birliğini sağlamak amacıyla aşağıdaki açıklamaların yapılmasına gerek duyulmuştur.

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 164 üncü maddesine göre ölüm işi bırakma hükmünde olup, mirasçılar tarafından miras reddolunmamış ise murisin ödev ve sorumlulukları (vergi cezası hariç) mirasçılara geçmektedir.

Ölüm tarihi itibariyle murisin mükellefiyeti düşerek işe devam eden mirasçıların mükellefiyeti başlamaktadır. Anılan Kanunun 168 inci maddesinin 1 numaralı bendine istinaden ise işe başlama bildiriminin işe başlama tarihinden önce yapılacağı hüküm altına alınmış bulunmaktadır.

Madde hükmüne göre, işe başlama bildiriminin, işe başlamadan önce yapılması gerekmekte ise de, ölüm olayının ne zaman meydana geleceği önceden bilinemeyeceği için işe başlama bildiriminin ölümden önce yapılmasına imkan bulunmamakta, dolayısıyla işe başlama bildiriminin ölümden sonra yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu nedenle, murisin ölümünden itibaren mirasçıların aynı işe aralıksız devam etmeleri halinde, ölüm tarihinin muris için işi bırakma, mirasçıları için ise işe başlama olarak kabul edilmesi, işe devam edecek olan mirasçıların ölüm tarihini takibeden 1 ay içinde bildirimde bulunmaları durumunda bildirimin zamanında yapıldığının kabul edilmesi ve mirasçıların mükellefiyetlerinin murisin ölüm tarihinden itibaren tesis edilmesi gerekmektedir.

Öte yandan Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinde yer alan yetkiye istinaden, murisin mevcut defter ve belgelerinin ölüm tarihini içeren hesap dönemi sonuna kadar işe devam eden mirasçılar tarafından kullanılması uygun görülmüştür.

Bu durumda, murisin faaliyetine yönelik hesaplarının ölüm tarihi itibariyle kapatılması ve işe devam eden mirasçıların hesaplarının ise yeniden açılması gerekmektedir. Ayrıca, işe devam eden mirasçıların söz konusu hesap döneminin son ayı içinde yeni hesap dönemi için kendi adlarına defter tasdik ettirmeleri ve usulüne uygun olarak belgelerini anlaşmalı matbaalara bastırmak veya notere tasdik ettirmek suretiyle kullanmaları gerektiği ise tabiidir(2).

IV-ÖZELGE VE YARGI KARARLARI:

Reddedilen mirasın Hazine’ye geçmesi için ölenin, mirası reddedenin yakın mirasçıları dışında yasal ve mansup hiç bir mirasçısının olmaması ya da vasiyet yoluyla hak kazanan üçüncü bir kişinin bulunmaması gerekmektedir(3).

Motorlu taşıtlar vergisinin vefat tarihinden itibaren mirası reddetmemiş mirasçılardan aranılması gerekmektedir(4).

….. mirası reddettikleri söz konusu mahkeme ilamı ile sabit olan mirasçılar, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 12’inci maddesi uyarınca ölünün vergi borcundan sorumlu olmayacaklarından, murisin doğabilecek vergi borçlarının tahakkuk işlemleri için mirasçılar adına tarhiyat yapılmayacağı tabiidir. …… Bu duruma göre, ölen kişi ile ilgili olarak yapılmış olan tarhiyata ait ihbarnamelerin, Medeni Kanun hükümleri uyarınca terekenin tasfiye işlemlerini yürütecek olan ………………… Hakimliğine tebliğ edilmesi gerekmektedir(5).

Yasal mirasçıların henüz belli olmaması halinde vergisel ödevlerin mahkemece atanmış kayyım tarafından yerine getirileceği ve muris adına olup kullanılmamış belgelerin kayyım adına yaptırılacak yeni kaşenin vurularak kullanılabilmesi mümkündür(6).

“7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin (c) bendinde; yabancı devletlerin Türkiye’de bulunan elçi, maslahatgüzar ve konsoloslukları (Fahri konsoloslar hariç) ile elçilik ve konsolosluklara mensup olan ve o Devletin uyruğunda bulunan memurları ve Türkiye’de resmi olarak görevli bulunan memurlar ile bu sayılanların aile bireylerinin karşılıklı olmak şartıyla veraset ve intikal vergisinden muaf olduğu hükme bağlanmıştır.

Bu hükmün uygulanması karşılıklılık şartına bağlı olup, adı geçen Devletle Türkiye Cumhuriyeti arasında böyle bir antlaşma bulunmaması nedeniyle, olayımıza Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin (c) bendinin uygulanması mümkün değildir.

Ancak, adı geçen Devletin 24 Aralık 1984 gün ve 18615 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi”ne taraf olması nedeniyle, Libya Elçiliğinde görevli …..’nin bankanızda bulunan paralarının mirasçılarına intikalinde söz konusu antlaşmanın 39 uncu maddesinin 4 üncü fıkrası hükmüne göre Veraset ve İntikal Vergisi alınmaması gerekmektedir(7).”

Murisin vergi borçlarına ilişkin ihbarnamenin, mirası reddetmemiş kanuni ve mahsup mirasçıların her biri adına hisselerine göre düzenlenerek tebliğ edilmesi gerekmektedir(8).

Kanuni süresi içinde mirası reddetmiş olan mirasçıların, murisin vergi borçlarından sorumlu tutulmaları mümkün bulunmamaktadır(9).

Mirasçıların murislerinden kendilerine borç intikal ettiğini iddia ettikleri takdirde bu borcu hukuken geçerli belge ile borcun varlığını ispat etmek zorundadırlar(10).

 

______________________________________________________

(1) A.Uysal-N.Eroğlu-Açıklamalı ve İçtihatlı VUK, Syf.103, 3.Baskı.

(2) 2001/1 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu İç Genelgesi.

(3) Gelir İdaresi Başkanlığının 14.02.2005 tarih ve B.07.0.GEL.0.60/6000-2337/6903 sayılı özelgesi.

(4) Gelir İdaresi Başkanlığının 20.03.2008 tarih ve B.07.1.GİB.0.02.61/6160-1738/26861 sayılı özelgesi.

(5) Gelir İdaresi Başkanlığının 19.12.1996 tarih ve B.07.0.GEL.0.28/2809-12-44/60823 sayılı özelgesi.

(6) Gelir İdaresi Başkanlığının 14.03.1997 B.07.0.GEL.0.40/4006-200/10730 sayılı özelgesi.

(7) Gelir İdaresi Başkanlığının 09.11.1998 tarih ve B.07.0.GEL.0.60/6003-4/039983 sayılı özelgesi

(8) Danıştay 3.Dairenin 28.4.1998 tarihli, 1996/5132 ve 1998/1405 numaralı kararı.

(9) Danıştay 4.Dairenin 21.10.2004 tarihli, 2004/1522 esas ve 2004/2048 numaralı kararı.

(10) Danıştay 7.Dairenin 5.5.1998 tarihli, 1997/4350 esas ve 1998/1734 numaralı kararı.

VERGİ MEVZUATINDA TEBLİĞ

VERGİ  MEVZUATINDA  TEBLİĞ

TEBLİĞ :

213 sayılı VUK’nun 93’üncü maddesinde “Tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup, hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazılar adresleri bilinen gerçek ve tüzelkişilere posta vasıtasıyla ilmühaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ilan yolu ile tebliğ edilir.

Şu kadarki, ilgilinin kabul etmesi şartıyla, tebliğin daire veya komisyonda yapılması caizdir.” Yapılan açıklama ile tebliğin esasları belirlenmiş olmaktadır.

Yine VUK’nun 107’inci maddesiyle Maliye Bakanlığı tebliğleri posta yerine memur vasıtasıyla da yaptırmaya yetkili kılınmıştır. Bu uygulama sayesinde tebliğ işlemi daha kısa sürede sonuçlanacağı gibi posta masrafından da kurtulmuş olunacaktır.

TEBLİĞ YAPILACAKLAR :

Gerçek Kişiye Tebliğ  :Tebliğ öncelikle kişinin kendisine yapılır. Kendisinin olmaması halinde iş yerinde çalışan memur veya müstahdemlerinden birisine yapılır. Ancak tebliğ yapılacak kişinin görünüşüne nazaran 18 yaşından küçük olmamasına ve bariz bir surette ehliyetsiz olmamasına dikkat edilmesi gerekmektedir. İş yerinde yapılacak tebliğde tebliğ yapılacak kişinin mükellefin çalışanı olmasına da dikkat edilecektir. Kişinin ikametgahında yapılacak tebliğde kendisine tebliğ yapılacak kişinin mükellefle birlikte oturma zorunluluğu aranmayacaktır. Ancak ikametgahta da tebliğ yapılacak kişinin görünüşüne nazaran 18 yaşından küçük olmamasına ve bariz bir surette ehliyetsiz olmamasına dikkat edilecektir. Bu tespitleri tebligatı yapacak kişi kendisi tespit ederek tebliğ işlemini gerçekleştirecektir.

Vekile Tebliğ   : Noter huzurunda düzenlenmiş vekaletnamede vekile tebligatla ilgili yetki verilmiş olması halinde, tebligat vekile de yapılabilir.

Ölüm Halinde Tebliğ   : Kişinin ölümü halinde vergisel ödevler mirası reddetmemiş mirasçılarına geçmesi nedeniyle, tebligat da mirasçıların mirastan aldıkları hisseye orantılı olarak mirasçılara yapılabilecektir.

Adi Ortaklıkta Tebliğ : Ortaklık adına düzenlenen KDV, ÖTV, Gelir Stopaj vb. vergilere yönelik tebligat işlemi ortaklardan herhangi birisine yapılabilir. Ancak ortakların şahsına ait olan Gelir Vergisi ve Gelir Geçici Vergi gibi vergilere yönelik tebligat işlemi bizzat ortakların kendilerine yapılması gerekmektedir.(Yani tebliğ işlemi ortaklığı ilgilendiriyorsa ortaklardan herhangi birisine yapılırken ortakların şahsını ilgilendiriyorsa sadece ilgili ortağa yapılabilecektir.)

Tüzelkişilere Tebliğ     : Tebliğ tüzelkişilerin başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerde teşekkülü idare edenlere veya bunların temsilcilerine yapılır. Müdür veya temsilci birden fazlaysa tebliğ bunlardan birisine yapılır. Tüzelkişilerin iş yerinde yetkili bulunmaması halinde tebliğ iş yerinde bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Tebliğ yapılacak kişinin görünüşüne nazaran 18 yaşından küçük olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerekmektedir.

Veli, Vasi ve Kayyımlara Tebliğ :Sorumlunun birden fazla olması halinde tebliğ yalnızca bunlardan birisine yapılır. Ancak tebliğe konu işe ayrı bir veli, vasi veya kayyım bakmakta ise tebliğ sadece ona yapılır.

Yabancı Memlekette Bulunanlara Tebliğ :

– Yabancı memlekette bulunanlara tebliğ o memleketin yetkili makamı vasıtasıyla yapılır. Anlaşma varsa veya ilgili ülkenin kanunları müsaade ediyorsa, ilgili ülkedeki Türk siyasi memuru veya konsolosu tebliğin yapılmasını yetkili makamdan talep eder.

– Tebliğ yapılacak kişi Türk vatandaşı ise tebliğ Türk siyasi memurluğu veya konsolosluğu vasıtasıyla da yapılabilir.

– Yabancı ülkede yapılacak tebliğde, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu Bakanlık tebliğ evrakını Dışişleri Bakanlığına gönderir, oradan da Türkiye elçilik veya konsolosluğuna gönderilir. Daha sonra da üstteki 2 bentte belirtildiği şekilde tebligatın yapılması sağlanır.

– Yabancı memleketlerde resmi görevli bulunan Türk memurlarına tebliğ Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla yapılır.

– Yabancı memleketlerde bulunan askeri şahıslara tebliğ, bağlı bulundukları Deniz, Hava, Kara Kuvvetleri Komutanlıklarıyla, Jandarma Genel Komutanlığı aracılığıyla yapılır.

Kamu İdare ve Müesseselerine Tebliğ : Kamu idare ve müesseselerine yapılacak tebliğ bu idare ve müesseselerin en büyük amirine veya bunların yardımcılarına ya da en büyük amirin yetkili kılacağı memurlara yapılır. Bu memurlarda genellikle ilgili kurumlarda oluşturulan evrak kayıt servislerinin memurlarından oluşmaktadır.

TEBLİĞ ŞEKİLLERİ :

1)Posta Yoluyla veya Memur Eliyle Tebliğ : Tebliğ evrakı, tebliğ yapılacak kişinin bilinen en son adresine gidilerek posta idaresince ya da memur eliyle adresteki muhatabına imza karşılığı teslim edildiği tarihte tebligat işlemi gerçekleşmiş olur.

Bilinen Adresler :

a) Mükellef tarafından işe başlamada bildirilen adresler,

b) Adres değişikliğinde bildirilen adresler,

c) İşi bırakmada bildirilen adresler,

d) Vergi beyannamelerinde bildirilen adresler,

e) Yoklama fişinde tespit edilen adresler,

f) Vergi mahkemesinde dava açma dilekçelerinde ve cevaplarında gösterilen adresler,

g) Yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen adresler (ilgilinin tutanakta imzası bulunmak şartıyla),

h) Bina ve arazi vergilerinde komisyonlarca tahrir varakalarında tespit edilen adresler.

2) Kapıya Asmak Suretiyle Tebliğ : Bu tebliğ şekli 213 sayılı VUK’nunda yer almamakla beraber 7201 sayılı Tebligat Kanunu 21’inci maddesinde yer almaktadır. İlgili Kanuna 6099 sayılı Kanunun 5’inci maddesiyle eklenen ek fıkra uyarınca “Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” Şeklinde açıklandığı gibi kişinin yerleşim yeri adresi en son neredeyse kendisi ilgili adresten ayrılmış olsa dahi başka adresi mevcut olmadığından vergi dairesi memurlarınca tebliğ olunacak evrak ilgilinin son adresine yukarıdaki prosedüre uygun olarak kapıya asmak suretiyle tebliğ edilerek tebliğ işlemi gerçekleşmiş olacaktır.Ancak vergi dairelerinin bu tebliğ şeklini uygulamalarına vergi yargısı çokta olumlu bakmamaktadır.

3) İlanen Tebliğ : İlanen tebliğ, şartlar oluşması halinde idarece istenilen her zaman (zamanaşımı süresince) yapılabilmektedir. Ancak genel olarak uygulamada vergi daireleri ilanen tebliğ işlemlerini yıl sonlarına doğru yapmaktadırlar. Bu uygulamanın nedenlerinden birisi yıl içerisinde biriken ilana alınacak tebliğ işlemleri topluca yapılarak iş birikimi bir ilan ile sonuçlandırılmış olur. Diğer bir neden de uygulama zaman alıcı ve maliyetli bir işlem olduğundan yılda bir yapılarak zaman ve ekonomik yönden idarenin sırtına daha az yük yüklenmesi sağlanmış olmaktadır.

Aşağıdaki hallerde tebliğ ilan yoluyla yapılır;

– Muhatabın adresi hiç bilinmezse,

– Muhatabın bilinen adresi yanlış veya değişmiş olur ve bu yüzden gönderilmiş olan mektup geri gelirse,

– Başkaca sebeplerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa,

– Yabancı memleketlerde bulunanlara tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa.

İlanen Tebliğ Rakamsal Olarak Üç Gruba Ayrılmaktadır :

a-Tutarı (2012 yılı için) 1.700.-liradan Az Olan Vergi veya Cezanın İlan Şekli ; İlan yoluyla tebliğ edilmek üzere 1.700.liradan az her bir vergi veya ceza için hazırlanan ilan listesi, tebliğ yapacak vergi dairesinin ilan koymaya mahsus mahalline asılacak ve bir örneği ilan listesinin askıya çıkarılmasını müteakiben gecikmeksizin mükellefin bilinen son adresinin bağlı olduğu muhtarlığa gönderilecektir. Bu tutardan oluşan ilan listesi ayrıca gazetede ilan yapılmayacaktır.

b-Tutarı (2012yılı için) 1.700.-lira ile 170.000.-lira Arasında Olan Vergi veya Cezasının İlan Şekli ; İlan yoluyla tebliğ edilecek vergi veya ceza miktarının 1.700.lira ile 170.000.lira arasında olması halinde ilan listesi, ilgili vergi dairesinin ilan koymaya mahsus mahalline asılacak, bir örneği mükellefin bilinen son adresinin bağlı olduğu muhtarlığa gönderilecek ve vergi dairesinin bulunduğu yerin belediye sınırları içinde çıkan ve Basın-İlan Kurumunca belirtilen bir veya daha fazla gazetede yayımlatılacaktır. İlgili yerde gazete yayımı yoksa, ilanın sadece vergi dairesinin ilan koymaya mahsus yerine asılarak yapılması yeterli olacaktır.

c-Tutarı (2012 yılı için) 170.000.-liradan Fazla Olan Vergi veya Cezanın İlan Şekli ; İlan yoluyla yapılacak tebliğin konusunun 170.000.lirayı aşması halinde ilan yazısı, ilgili vergi dairesinin ilan koymaya mahsus mahalline asılacak, bir örneği mükellefin bilinen son adresinin bağlı olduğu muhtarlığa gönderilecek, vergi dairesinin bulunduğu yerin belediye sınırları içinde çıkan ve Basın-İlan Kurumunca belirlenen bir veya daha fazla gazetede yayımlatıldıktan başka, Türkiye genelinde yayın yapan ve Basın-İlan Kurumunca belirlenen günlük gazetelerden birinde de aynı şekilde yayımlatılacaktır.

İlan listesinin vergi dairesinin ilan koymaya mahsus yerine asılmasını izleyen 15’inci gün ilan tarihi olarak kabul edilir. Bu tarihten itibaren 1 ay içinde mükellefin ilgili vergi dairesine müracaat etmemesi veya adresini bildirmemesi halinde, 1 aylık sürenin sonunda tebliğ yapılmış olacaktır.

İlanın şeklinin belirlenmesinde vergi aslı ve ceza tutarlarının toplamı değil sadece vergi aslı tutarı dikkate alınacaktır. Vergi aslı tutarı yukarıda belirtilen haddi geçerse haddi geçen miktar esas alınmak suretiyle hem vergi aslı hem de buna bağlı olarak kesilen ceza miktarı aynı şekilde ilan edilecektir. Ancak vergi aslına bağlı olmayan cezaların ilan yoluyla tebliğ edileceği durumlarda, ceza tutarına göre ilanın şekli belirlenecektir.

4)Elektronik Ortamda Tebliğ : 213 sayılı VUK’nun 107/A maddesinde (01.08.2010 tarihinden geçerli olmak üzere) “Bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselere, 93’üncü maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabilir.

Maliye Bakanlığı, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik alt yapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.” Şekliyle elektronik ortamda tebliğin çerçevesi belirlenmiştir. Bu tebliğ şekli şu anda pek uygulanamasa da çok yakında yoğun bir şekilde uygulanacağı ve idareye büyük miktarda iş gücü, zaman ve maddi kazanç sağlayacağı ortadadır.

Baki ALTUN

Vergi Hatalarında Düzeltme Yolu ve Dava Açma Durumu

VERGİ HATALARINDA DÜZELTME YOLU

VE DAVA AÇMA DURUMU

VERGİ HATALARINA İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 116 ncı maddesinde vergi hatasının; vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması olduğu belirtilerek, 117 nci maddesinde; hesap hataları, 118 nci maddesinde ise vergilendirme hataları kapsamına giren hususlar sayılmış, aynı kanunun 122 nci maddesinde mükelleflerin, vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden isteyebilecekleri, 124 ncü maddesinde de; vergi mahkemelerinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanların, şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat edebilecekleri belirtilmiştir.

Vergi Hataları Vergi hatalarını kanun iki kısma ayırmıştır. Hesap hatası ve vergilendirme hatası.

Hesap Hatası üç grupta ele alınmıştır. Bunlar: Matrah Hatası, Vergi Miktarında Hata ve Verginin Mükerrer olmasıdır.

Matrah Hatası Vergilendirme ile ilgili beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda matraha ait rakamların veya indirimlerin eksik veya fazla gösterilmiş veya hesaplanmış olmasıdır.

Vergi Miktarında Hata Vergi nispet ve tarifelerinin yanlış uygulanması, mahsupların yapılmamış veya yanlış yapılmış olması, beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda verginin eksik veya fazla hesaplanmış veya gösterilmiş olması, Vergi Usul Kanununun 117’nci maddesinin 2 numaralı bendinde vergi miktarında hata olarak tanımlanmıştır.

Verginin Mükerrer Olması:  Kanun mükerrer vergilemeyi, aynı vergi kanununun uygulanmasında belli bir vergilendirme dönemi için aynı matrah üzerinden bir defadan fazla vergi istenmesi veya alınması olarak tanımlamaktadır.

Vergilendirme Hataları Vergilendirme hataları, Vergi Usul Kanununun 118’nci maddesinde dört grup halinde sayılmıştır. Mükellefin Şahsında Hata, Mükellefiyette Hata, Mevzuda Hata ve Vergilendirme ve Muafiyet Döneminde Hatadır.

Mükellefin Şahsında Hata Bir verginin asıl borçlusu yerine başka bir kişiden istenmesi veya alınması mükellefin şahsında hata olarak tanımlanmıştır.

Mükellefiyette Hata Açık olarak vergiye tabi olmayan veya vergiden muaf bulunan kimselerden vergi istenmesi veya alınmasını kanun mükellefiyette hata olarak tanımlamaktadır.

Mevzuda Hata Kanun mevzuda hata: açık olarak vergi mevzuuna girmeyen veya vergiden müstesna bulunan gelir, servet, madde, kıymet, evrak ve işlemler üzerinden vergi istenmesi veya alınması olarak tanımlamaktadır.

Vergilendirme ve Muafiyet Döneminde Hata

Aranan verginin ilgili bulunduğu vergilendirme döneminin yanlış gösterilmiş veya süre itibariyle eksik veya fazla hesaplanmış olması halinde kanuna göre, vergilendirme veya muafiyet döneminde hata vardır. Vergilendirme döneminin zaman aşımına uğraması nedeniyle verginin istenmemesi gerektiğinin iddia edilmesi halinde hatadan değil, zaman aşımına uğrayan bir vergi alacağından söz edilebilir.

DÜZELTME BAŞVURUSU VE DAVA AÇILMASI

Vergi Usul Kanununun 119’uncu maddesinde Vergi hatalarının nasıl ortaya çıkarılabileceği sayılmıştır. Aynı kanunun 120. maddesinde ise hatanın mükellef aleyhine yapılmış olması halinde kanun, fazla verginin düzeltme fişine dayanılarak terkin olunacağını, tahsil edilmesi halinde ise aynı fişe dayanılarak mükellefe red ve iade edileceğini hükme bağlanmıştır. Düzeltme fişinin bir nüshası iade edilecek vergi miktarını ve başvurulacak muhasebe servisini de gösterir bir şekilde mükellefe tebliğ edilerek iade talebi yerine getirilmektedir.

Dileğimiz mükellefler ile vergi idaresi arasında çıkan uyuşmazlıkların, idari aşamada çözüme bağlanmasıdır. Düzeltme talebinin vergi idaresince uygun bulunduğu durumlarda mükellefler dava haklarını kullanırlarsa gereksiz yere zaman harcamış olacaklardır. Ancak talebin vergi idaresince uygun bulunmadığı durumlar için geçerli gerekçelerle birlikte dava hakkını kullanmak daha doğru bir yol olacaktır.

Düzeltme Talebinin Reddi ve Dava Açma Süresi

2577 sayılı İYUK’un 7/1. maddesine göre Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu, aynı kanunun 7/2. maddesine göre ise “Bu sürelerin; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlayacağı.” Hüküm altına alınmıştır.

Bunun yanında mükelleflerin 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 116 ve takip eden maddeleri uyarınca vergi dairesinden vergi hatalarının düzeltilmesini isteyebilecekleri belirtilmiştir. Bu hükümler doğrultusunda düzelteme talebinin vergi dairesince reddi durumlarında mükelleflerin dava açma hakları bulunmaktadır.

Düzeltme başvurusunun dava açma süresi içinde veya dava açma süresinden sonra yapılması süreaşımı yönünden önemli bir husus olarak karşımıza çıktığından aşağıda bu durumlar ayrı başlıklar halinde açıklanmaya çalışılmıştır.

Düzeltme Başvurusunun Dava Açma Süresi İçinde Yapılması

Düzeltme başvurusunun dava açma süresi içinde yapılması üzerine “düzeltme yapılır” veya “düzeltme yapılmadan reddedilir” veya “düzeltme başvurusu cevaplanmaz.” Bu durumda “idareye başvuru tarihi” ile “red cevabının tebliğ tarihi” arasındaki süreler işlemez. Hatanın düzeltilmesi talebi “2577 sayılı İYUK’un 11. maddesine göre 60 günlük bekleme süresinde” cevapsız kalırsa talep reddedilmiş kabul edilir.

Talep ister düzeltme yapılmadan yazılı olarak reddedilsin isterse düzeltme başvurusu cevaplanmayarak reddedilmiş sayılsın; RED tarihinden itibaren kalan süre içinde vergi mahkemesinde dava açılması gerekir. Örneğin 01.03.2012 tarihinde tebliğ edilen bir ihbarnamenin dava açma süresinin son günü 31.03.2012 tarihi olacaktır. Örneğimizde mükellef yapılan hatanın düzeltilmesini 15.03.2012 tarihinde vergi dairesinden yazılı olarak talep ettiğini varsayalım. Bu durumda vergi dairesi 30.03.2012 tarihinde vergi hatasının düzeltilemeyeceği yönünde red cevabı vermiş ise idarede cevap süresi boyunca geçen “15 günlük” süre dava açma süresine eklenecektir. Böylece dava açma süresinin son günü 14.04.2012 tarihi olacaktır. Sonuç olarak idareye başvurma süresine kadar geçen süre ile işlemeye başlamış sürenin toplamı 30 günü geçemeyecektir.

2577 sayılı İYUK’un 11. maddesinin vergisel uyuşmazlıklardaki işleyişi Danıştay kararları ile oluşan içtihatlar neticesinde yürütülmektedir. Dolayısıyla bu içtihatlarda daha çok “vergi hatalarından kaynaklanan işlemlerin düzeltilmesine yönelik başvurulara” yer verilmiştir. Danıştay 4. Dairesinin 12/05/1998 gün ve E.1997/3765, K.1998/1996 sayılı kararı “ Şikayet yoluyla müracaat üzerine talebi reddolunanların yargıya başvurabilmeleri için dava konusu yapılan işlemin vergi hatası niteliğinde olması” gerektiği yönündedir.

Vergisel işlemlerin hangisinin vergi hatası kapsamda olup olmadığının değerlendirmesini verilecek kararlarda mahkemelerin belirlemiş olması ve sözkonusu talebinin VUK’un 124 ncü maddesi kapsamında olmaması durumları birlikte değerlendirildiğinde; düzeltme talebi dava açma süresi içinde yapılmışsa ve bu başvurunun sonucunda; kanuni sürenin son gününe kadar beklenildiği halde gerekli düzeltme işlemi vergi dairesince yapılmamışsa davanın kanuni sürenin son günü açılması daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Düzeltme Başvurusunun Dava Açma Süresinden Sonra Yapılması

VUK’un 124 ncü maddesinde belirtilen şekilde “vergi mahkemelerinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanlar” şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat ederek “red” cevabı aldıktan sonra 30 gün içinde işlemin iptali istemiyle vergi mahkemesinde dava açabileceklerdir. Kanun maddesinde vergi dairesi red cevabı ile Maliye Bakanlığına müracaat tarihi arasındaki süre belirtilmemiş ise de zamanaşımı süresi dikkate alınarak en kısa sürede başvuru yapılmasında fayda vardır.

Şikayet yoluyla müracaatta usul, dava açılma süresi geçirildikten sonra şikayet başvurusunda bulunmadan önce vergi hatasından bahisle, öncelikle ilgili vergi dairesinden düzeltme talep edilmesi gerekmektedir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu 15.3.2001 tarih ve E: 2003/254 K: 2004/28 nolu kararında “Dava açma süresini geçirdikten sonra düzeltme başvurusunda bulunanların ise, istemlerinin reddine ilişkin vergi dairesi işlemine karşı şikayet mercii olan Maliye Bakanlığına müracaat edilmeden açılan davada, vergi mahkemesince 2577 sayılı Kanunun yukarıda açıklanan hükümleri uyarınca, dilekçenin Maliye Bakanlığına tevdii gerekirken, davanın süre aşımı nedeniyle reddine” şeklinde karar verilerek hukuka uygunluk görülmemiştir.

Dolayısıyla vergi dairesi reddettikten sonra Maliye Bakanlığına şikayet yoluyla müracaat edilecektir. Bakanlıkta reddederse vergi mahkemesi nezdinde yargı yoluna başvurulacaktır.

Özkan AYKAR

Devlet Gelir Uzmanı