Archive for 20 Aralık 2012

İade edilen kira nedeniyle tevkif edilen stopajın iadesi

 İade edilen kira nedeniyle tevkif edilen stopajın iadesi

 

İlgide kayıtlı özelge talep formu ve eklerinin incelenmesinden, gayrimenkulünüzü 01.05.2008 tarihinde 5 yıllığına … Bank’a kiraladığınızı ve 01.05.2010-30.04.2011 kira dönemine ait 1 yıllık kirayı peşin olarak tahsil ettiğinizi, banka tarafından peşin ödenen kira üzerinden sorumlu sıfatıyla tevkif edilen stopajın vergi dairesine ödendiği, ancak 28.02.2011 tarihinde banka tarafından kira sözleşmesinin fesih edildiğini, tahliyeden sonraki (01.03.2011-30.04.2011) tarihler arasında bankanın fazladan ödemiş olduğu kira   ile sorumlu sıfatı ile ödenen stopajın banka tarafından talep edildiği belirtilerek, kira bedeli ve banka tarafından sorumlu sıfatıyla fazladan ödenen stopajın iade edilmesi halinde, bankaya iade edeceğiniz  stopaj tutarının yıllık gelir vergisi beyannamesinden mahsup edilip edilemeyeceği hususunda  görüş talep edildiği anlaşılmıştır.

 

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun “Vergi Tevkifatı” başlıklı 94 üncü maddesinde, kimlerin tevkifat yapmaya mecbur oldukları ve hangi ödemelerden tevkifat yapılacağı sayılmış olup, anılan maddenin birinci fıkrasının (5/a) bendinde, aynı Kanunun 70 inci maddesinde yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığı yapılan ödemeler üzerinden, (2009/14592 sayılı B.K.K. ile) % 20 oranında vergi tevkifatı yapılması gerektiği hükme bağlanmıştır.

 

Anılan Kanunun 96 ncı maddesinde, vergi tevkifatının, 94 üncü madde kapsamına giren nakden veya hesaben yapılan ödemelere uygulanacağı, bu maddede geçen hesaben ödeme deyiminin, vergi tevkifatına tabi kazanç ve iratları ödeyenleri istihkak sahiplerine karşı borçlu durumda gösteren her türlü kayıt ve işlemleri ifade ettiği, vergi tevkifatının, ücretler dışında kalan ödemelerde gayrisafi tutarlar üzerinden yapılacağı, kesilmesi gereken verginin ödemeyi yapan tarafından üstlenilmesi halinde bu verginin, bilfiil ödenen miktar ile ödemeyi yapanın yüklendiği verginin toplamı üzerinden hesaplanacağı hükmüne yer verilmiştir.

 

Aynı Kanunun 121 inci maddesinde, “Yıllık beyannamede gösterilen gelire dahil kazanç ve iratlardan bu kanuna göre kesilmiş bulunan vergiler, beyanname üzerinden hesaplanan Gelir Vergisi’nden mahsup edilir.

 

Mahsubu yapılan miktar Gelir Vergisi’nden fazla olduğu takdirde aradaki fark vergi dairesince mükellefe bildirilir ve mükellefin tebliğ tarihinden itibaren bir yıl içinde müracaatı üzerine kendisine red ve iade olunur.

 

……”hükmüne yer verilmiştir.

 

Diğer taraftan, 252 seri no.lu Gelir Vergisi Genel, Tebliğinin “3.Gelir ve Kurumlar Vergisi ile İlgili Vergi Hatalarından Kaynaklanan İade İşlemleri” başlıklı bölümünün 3.2. Diğer Vergi Borçlarına Mahsup veya Nakden İade’ başlıklı alt bölümünde:

 

“Fazla veya yersiz olarak vergi tahakkuk ettirilmesine neden olan vergi hatasının düzeltilmesi halinde, vergi hatası nedeniyle fazla olarak tahakkuk ettirilmiş verginin ödenmiş olması şartıyla, verginin mükellefe iadesi gerekmektedir.

 

Vergi borçlarına mahsup talebi halinde bu talebin bir dilekçe ile vergi dairesine bildirilmesi gerekmektedir. Düzeltme işlemi ile iade işleminin aynı vergi dairesi tarafından gerçekleştirilmesi durumunda iade işlemi için dilekçe dışında ayrıca bir belge ibrazına gerek yoktur. Vergi dairelerinin farklı olması halinde hata nedeniyle fazladan tahakkuk etmiş olan verginin ödendiğini gösteren belgenin ibrazı gereklidir.

 

Mahsubu talep edilen vergi borçları için, mükellefin vergi hatasının düzeltilmesini ilgili vergi dairesine dilekçe ile haber verdiği tarih itibariyle mahsup işlemi yapılmış sayılır ve mahsubu talep edilen vergi borçları için bu tarihten itibaren gecikme zammı hesaplanmaz.”

 

açıklamalarına yer verilmiştir.

 

Ayrıca, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun vergilendirme ile ilgili birinci kitabının altıncı kısmının üçüncü bölümünde, vergi hataları ile ilgili düzenlemeler yapılmış, bu düzenlemeler içerisinde 118 inci madde de “Açık olarak vergi mevzuuna girmeyen veya vergiden müstesna bulunan gelir, servet, madde, kıymet, evrak ve işlemler üzerinden vergi istenmesi ve alınması” mevzuda hata olarak tanımlanmıştır.

 

Yukarıda yer alan hüküm ve açıklamalara göre; … Bank tarafından, tarafınıza ödenen 12 aylık kira bedelinin tamamı üzerinden tevkifat yapılarak 2010/05 dönemine ilişkin muhtasar beyanname ile beyan edilmiş olması gerekmektedir. Kiralanan işyerinin tahliyesi durumunda, tahliye tarihinden sonra kiralamadan söz edilemeyeceğinden bu ödemelere ilişkin olarak ödenen tevkifat fazla ve yersiz ödenen vergi niteliği kazanacak olup, anılan banka tarafından tahliye tarihinden sonraki dönemler için tevkif yoluyla ödenen vergiler için 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 116 ncı ve 123 üncü maddeleri ile 252 seri no.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde yapılan açıklamalar çerçevesinde verginin ödenmiş olması şartıyla şahsınızca bağlı bulunduğunuz vergi dairesi müdürlüğüne başvuru yapılması halinde gerekli düzeltme işlemleri yapılmak suretiyle bahse konu verginin tarafınıza iadesi mümkün olabilecektir. Ancak iadesi yapılan stopaj tutarının, yıllık gelir vergisi beyannamesi üzerinden hesaplanacak olan gelir verginizden mahsubunun yapılmayacağı tabiidir.

Çekle Yapılan Kira Ödemeleri Tevsik edici belgemidir

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

 Sayı : B.07.1.GİB.4.34.16.01-GVK 70-43 05/01/2012

Konu : Çekle yapılan kira ödemelerinde çekin tevsik edici belge olarak kabul edilip edilmeyeceği ile tahsil tarihi olarak hangi tarihin esas alınması gerektiği.

İlgide kayıtlı özelge talep formunda; çek ile yapılan kira ödemelerinde, çekin kiracının kendi çeki olması veya başkasının çeki ile kira ödemesinin yapılması halinde 268 seri no’lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde bahsedilen tevsik edici belge olarak dikkate alınıp alınmayacağı ile vadeli çekle yapılan kira ödemelerinde elde etmenin ne zaman gerçekleşeceği, vadeli çekin kiracıdan alındığı tarihin mi yoksa bankalardan tahsil edildiği tarihin mi kira tahsil tarihi olacağı hususlarında Başkanlığımız görüşü talep edilmektedir.

193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 70 inci maddesinde gayrimenkul sermaye iradının tarifi yapılmış ve bu kapsamda binaların ve hakların sahipleri, mutasarrıfları, zilyedleri, irtifak ve intifa hakkı sahipleri veya kiracıları tarafından kiraya verilmesinden elde edilen iratlar da gayrimenkul sermaye iradı olarak sayılmıştır. Aynı Kanunun 70 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkrasında, mal ve haklar ticari ve zirai bir işletmeye dahil bulunduğu takdirde, bunların iratlarının ticari veya zirai kazancın tespitine müteallik hükümlere göre hesaplanacağı, hükme bağlanmıştır.

Anılan Kanunun 72 nci maddesine göre, gayrimenkul sermaye iratlarında, gayrisafi hasılat, 70 inci maddede yazılı mal ve hakların kiraya verilmesinden bir takvim yılı içinde o yıla veya geçmiş yıllara ait olarak nakden veya aynen tahsil edilen kira bedellerinin tutarı olup, gelecek yıllara ait olup peşin tahsil olunan kiralar, ilgili bulundukları yılların hasılatı sayılır.

Diğer taraftan, 268 Seri No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliğinde işyeri ve konut kiralama işlemlerine ilişkin yapılacak tahsilat ve ödemelerin banka veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsikine ilişkin olarak açıklamalar yapılmış olup, buna göre;

-Konutlarda, her bir konut için aylık 500 TL ve üzerinde kira geliri elde edenlerin,

-İşyerlerinde, işyerini kiraya verenler ile kiracıların kiraya ilişkin tahsilat ve ödemelerinin

1/11/2008 tarihinden itibaren banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgelerle tevsik edilmesi zorunluluğu getirilmiştir.

Söz konusu tebliğe göre, banka veya Posta ve Telgraf Teşkilatı Genel Müdürlüğü aracı kılınmak suretiyle, para yatırma veya havale, çek veya kredi kartı gibi araçlar kullanılmak suretiyle yapılan tahsilat ve ödemeler karşılığında dekont veya hesap bildirim cetvelleri düzenlendiğinden bu belgeler tevsik edici belge kabul edilecektir. Bankaların internet şubeleri üzerinden yapılan ödeme ve tahsilatlar da aynı kapsamdadır.

Öte yandan, Türk Ticaret Kanununu hükümlerine göre, çekin görüldüğünde ödeneceği, buna aykırı herhangi bir kaydın yazılmamış hükmünde olacağı belirtilmekte ve keşide tarihi düzenleme tarihinden sonraki bir tarih olan çeklerin ise görüldüğünde ödenmesi gerektiği açıkça belirtilmektedir. Buna göre, çek bir ödeme aracıdır ve görüldüğünde ödenmesi gerekir. Dolayısıyla, keşide tarihi düzenlenme tarihinden sonra olan bir çekin bankaya ibrazı anında ödenmesi gerekmektedir. Ancak, uygulamada çekler senet gibi kullanılmakta, ödeme işlemine bir vade kazandırmak amacıyla çeklere genellikle keşide tarihi olarak düzenlenme tarihinden sonraki bir tarih belirlenmektedir.

Diğer taraftan, 5941 sayılı Çek Kanununun Geçici 1 nci maddesinin 5 numaralı bendinde, 31/12/2011 tarihine kadar, üzerinde yazılı düzenleme tarihinden önce çekin ödenmek için muhatap bankaya ibrazı geçersiz olduğu hüküm altına alınmıştır. Yapılan bu düzenlemeyle, 31/12/2011 tarihine kadar keşide tarihi düzenlenme tarihinden sonra olan çeklerde, düzenlenme tarihi ile keşide tarihi arasındaki süre yasal bir vade hükmü kazanmaktadır.

Ancak, gerek çek hakkında yapılan bu geçici düzenleme, gerekse uygulamada çekin vadeli olarak kullanılması, çekin bankadan tahsili açısından geçerli olup, ticari açıdan çekin istenildiği zaman başkalarına ciro edilmesi, takas edilmesi ve mal ve emtia alımında kullanılmasına engel teşkil etmeyecektir. Bu çerçevede, kira karşılığı çek alındığı andan itibaren, mükellefin söz konusu çeki herhangi bir şekilde (ciro gibi) kullanması veya üzerinde tasarrufta bulunması mümkün olup, gayrimenkul sermaye iradının tahsilini, çekin bankadan tahsil zamanına bağlamak hem hukuki hem de ekonomik gerçekliğe uygun düşmemektedir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, mal ve hakların kiraya verilmesinde ilgili yıla veya geçmiş yıllara ilişkin olarak çekle yapılan kira tahsilatları çekin alındığı dönemin geliri, gelecek yıllara ait olup çekle peşin tahsil olunan kiraların ise ilgili bulundukları yılların gelirleri olarak dikkate alınması gerekmektedir. Ayrıca, işyeri ve konut kiralama işlemlerine ilişkin yapılacak tahsilat ve ödemelerin banka veya posta idarelerince düzenlenen belgelerle tevsiki açısından, çekle yapılan tahsilat ve ödemeler karşılığında dekont veya hesap bildirim cetvelleri düzenlendiğinden bu belgeler tevsik edici belge kabul edilecektir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Serbest meslek erbabının satın aldığı gayrımenkulü işyeri olarak kullanacağından ödediği KDV indirilecek giderler

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

 MUĞLA VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

 Mükellef Hizmetleri Grup Müdürlüğü

 

Sayı : B.07.1.GİB.4.48.15.01-KDV29-10

31/01/2012

Konu : Serbest meslek erbabının satın aldığı gayrımenkulü işyeri olarak kullanacağından ödediği KDV, indirilecek giderler

İlgide kayıtlı özelge talep formunuzda, … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … vergi kimlik numarasında Avukatlık faaliyetinden kayıtlı olduğunuz ve daire şeklinde satın alınan ve işyeri olarak kullanılacak olan gayrimenkulün satın alınması sırasında kullanılan konut kredi faizlerinin gider olarak düşülüp düşülemeyeceği, yine konut bedeli olarak kesilen faturadaki KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı ve bu işyeri için yapılan tadilat, tamirat ve mefruşat giderlerinin nasıl değerlendirileceği ve faturadaki KDV’nin indirim konusu yapılıp yapılamayacağı hakkında, Başkanlığımızdan bilgi verilmesi istenilmektedir.

Gelir Vergisi Kanunu Uygulaması Yönünden :

193 Sayılı Gelir Vergisi Kanunun 68 inci maddesinin 1 inci fıkrasında; “Mesleki kazancın elde edilmesi ve idame ettirilmesi için ödenen genel giderler (İkametgâhlarının bir kısmını iş yeri olarak kullananlar, ikametgâh için ödedikleri kiranın tamamı ile ısıtma ve aydınlatma gibi diğer giderlerin yarısını indirebilirler. İş yeri kendi mülkü olanlar kira yerine amortismanı, ikametgâhı kendi mülkü olup bunun bir kısmını iş yeri olarak kullananlar amortismanın yarısını gider yazabilirler.)”  hükmüne yer verilmiştir.

Diğer taraftan, 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun “Amortisman Mevzuu” başlıklı 313 üncü maddesinin 1 inci fıkrasında; “İşletmede bir yıldan fazla kullanılan ve yıpranmaya, aşınmaya veya kıymetten düşmeye maruz bulunan gayrimenkullerle 269’uncu madde gereğince gayrimenkul gibi değerlenen iktisadi kıymetlerin, alet, edavat, mefruşat, demirbaş ve sinema filmlerinin birinci kısımdaki esaslara göre tespit edilen değerinin bu Kanun hükümlerine göre yok edilmesi amortisman mevzuunu teşkil eder.”  açıklamalarına yer verilmiştir.

 

Aynı Kanunun 262 nci maddesinde de; “Maliyet bedeli, iktisadi bir kıymetin iktisap edilmesi veyahut değerinin artırılması münasebetiyle yapılan ödemelerle bunlara müteferri bilumum giderlerin toplamını ifade eder.” denilmiştir.

 

163 Sıra No’lu Vergi Usul Kanunu Genel Tebliğinde, Yatırımların finansmanında kullanılan kredilerle ilgili faizlerden kuruluş dönemine ait olanların sabit kıymetle birlikte amortisman yoluyla itfa edilmek üzere yatırım maliyetine eklenmesi gerekmekte;  işletme dönemine ait olanların ise, ilgili bulundukları yıllarda doğrudan gider yazılması ya da maliyete intikal ettirilmek suretiyle amortismana tabi tutulmasının mümkün olduğu ve iktisadi kıymetin aktifleştirme işleminin gerçekleştiği dönemin sonuna kadar oluşan kısmının maliyetle ilişkilendirilmesi, aktifleştirildikten sonraki döneme ilişkin olanların ise maliyet bedeline eklenmesi veya doğrudan gider yazılması hususunda mükelleflerin serbest oldukları belirtilmiştir.

 

Ayrıca, 213 Sayılı Vergi Usul Kanununun “işyeri” başlıklı 156 ncı maddesinde; “Ticari, sınai, zirai ve mesleki faaliyette iş yeri; mağaza, yazıhane, idarehane, muayenehane, imalathane şube, depo, otel, kahvehane, eğlence ve spor yerleri, tarla, bağ, bahçe, çiftlik, hayvancılık tesisleri, dalyan ve voli mahalleri, madenler, taş ocakları, inşaat şantiyeleri, vapur büfeleri gibi ticari, sınai, zirai veya mesleki bir faaliyetin icrasına tahsis edilen veya bu faaliyetlerde kullanılan yerdir.” tanımlaması yapılmıştır.

Konu ile ilgili olarak Başkanlığımız … Vergi Dairesi Müdürlüğünün … tarih ve … sayılı yazısı ekinde alınan … tarihli yoklama fişinin tetkiki sonucunda; söz konusu gayrimenkulün tamamının işyeri olarak kullanıldığı tespit edilmiştir.

Bu itibarla, konut olarak edinmekle beraber serbest meslek faaliyetinizde işyeri olarak kullandığınız gayrimenkulün iktisabı için kullanılan banka kredisi nedeniyle ödenen faizlerin, gayrimenkulün aktife alındığı hesap dönemi sonuna kadar olan kısmının maliyete intikal ettirilmesi zorunlu olup, sonraki dönemlerde ödenen kredi faizlerinin maliyet bedeline intikal veya doğrudan gider olarak indirilmesi mümkün bulunmaktadır. Normal tamir, bakım ve temizlik giderleri dışında gayrimenkulü genişletmek veya değerini artırmak amacıyla yapacağınız giderler, gayrimenkulün maliyetine eklenerek amortisman ayrılmak suretiyle hasılattan indirilebilir. Normal tamir, bakım ve temizlik giderleri ise gayrimenkulün genişletilmesine veya değerinin arttırılmasına yönelik harcamalar olmadığından bu tip giderler doğrudan hasılattan indirilecektir.

Diğer taraftan, söz konusu gayrimenkul için hesaplanacak amortismanların, serbest meslek faaliyetinden elde edilen gelirlerden indirilebilecektir.

Katma Değer Vergisi Kanunu Uygulaması Yönünden :

3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunun “Vergi İndirimi” başlıklı 29 uncu maddesinin 1 inci fıkrasında; Mükellefler, yaptıkları vergiye tabi işlemler üzerinden hesaplanan katma değer vergisinden, bu Kanunda aksine hüküm olmadıkça, faaliyetlerine ilişkin olarak kendilerine yapılan teslim ve hizmetler dolayısıyla hesaplanarak düzenlenen fatura ve benzeri vesikalarda gösterilen katma değer vergisini indirebilecekleri hüküm altına alınmış, aynı maddenin 3 üncü fıkrasında da; “İndirim hakkı vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla, ilgili vesikaların kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde kullanılabilir.” hükmü yer almıştır.

Aynı Kanunun  “İndirilemeyecek Katma Değer Vergisi” başlıklı 30/d maddesinde; “Gelir ve Kurumlar Vergisi kanunlarına göre kazancın tespitinde indirimi kabul edilmeyen giderler dolayısıyla ödenen katma değer vergisi ” nin indirilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Yine aynı Kanunun “İndirimin belgelendirilmesi” başlıklı 34 üncü maddesinde;

“1. Yurt içinden sağlanan veya ithal olunan mal ve hizmetlere ait Katma Değer Vergisi, alış faturası veya benzeri vesikalar ve gümrük makbuzu üzerinden ayrıca gösterilmek ve bu vesikalar kanunî defterlere kaydedilmek şartıyla indirilebilir.

2. Katma Değer Vergisinin fatura ve benzeri vesikalarda ayrıca gösterilmesine gerek görülmeyen işlemlerde vergi indiriminin nasıl belgelendirileceği Maliye ve Gümrük Bakanlığınca tespit olunur.”

Hükmüne yer verilmiştir.

Buna göre, mesleki faaliyetiniz çerçevesinde işyeri olarak kullanılacağı anlaşılan söz konusu gayrimenkulün alımında ödenen KDV ile bu taşınmaza ilişkin olarak yapılan tamirat, tadilat, mefruşat vb. gibi giderler için yüklenilen KDV nin, faturada ayrıca gösterilmesi ve vergiyi doğuran olayın vuku bulduğu takvim yılı aşılmamak şartıyla faturanın kanuni defterlere kaydedildiği vergilendirme döneminde indirim konusu yapılması mümkün bulunmaktadır.

 

Bilgi edinilmesini rica ederim.

5811 Sayılı Kanun Kapsamında Sermaye Hesabına Ekleme çıkarma vergi tevkifatı

T.C.

GELİR İDARESİ BAŞKANLIĞI

İSTANBUL VERGİ DAİRESİ BAŞKANLIĞI

(Mükellef Hizmetleri Gelir Vergileri Grup Müdürlüğü)

 

Sayı : B.07.1.GİB.4.34.16.01-KVK 6-405 01/02/2012

 

Konu : 5811 sayılı Kanun kapsamında beyan edilerek şirket aktifine alınan taşınmaz dolayısıyla oluşturulan fonun sermaye hesabına eklenmesinden sonra anılan Kanun hükümlerinden yararlanılamaması nedeniyle söz konusu taşınmazın sermaye hesabından çıkarılması halinde vergi tevkifatı yapılıp yapılmayacağı ile sermaye azatlımı işleminin gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceği

 

İlgide kayıtlı özelge talep formunda, 5811 sayılı Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması Hakkında Kanun kapsamında taşınmaz beyanında bulunduğunuzu; ancak, söz konusu taşınmazı tapu kütüğünde Şirket adına tescil ettiremediğinizi ve anılan Kanun hükümlerinden yararlanamadığınızı belirterek sermaye artırımı yaparak kayıtlarınıza aldığınız tutarla ilgili olarak, Kanun hükümlerinden yararlanamamanız nedeniyle, muhasebe kayıtlarınızda ters kayıt yapılarak sermaye azaltımı işleminin gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceği hususunda bilgi talep edildiği anlaşılmaktadır.

5811 Sayılı Kanunun 5917 sayılı Kanunla değişik 3 üncü maddesinin ikinci fıkrasında, gelir ve kurumlar vergisi mükelleflerince sahip olunan ve Türkiye’de bulunan ancak 01/06/2009 tarihi itibarıyla kanuni defter kayıtlarında işletmenin öz kaynakları arasında yer almayan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçları ile taşınmazların, 31/12/2009 tarihine kadar Türk Lirası cinsinden rayiç bedelle vergi dairelerine beyan edileceği, bilanço esasına göre defter tutan mükelleflerin, bu Kanun hükümlerine göre 213 sayılı Vergi Usul Kanunu uyarınca kanuni defterlerine, taşınmazlar dışındaki varlıklarını banka ve aracı kurumlardaki hesaplara yatırmak suretiyle kaydederek pasifte özel fon hesabı açılacağı, bu fon hesabının, sermayenin cüz’ü addolunacağı ve beyan tarihinden itibaren altı ay içinde sermayeye ilave olunacağı hükme bağlanmıştır.

Konuya ilişkin olarak 06/12/2008 tarih ve 27076 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan 1 seri no.lu 5811 sayılı Kanun Genel Tebliğinin “3.5. Bildirilen veya beyan edilen varlıkların yasal defter kayıtlarına intikal ettirilmesi” başlıklı bölümünde;

“1/10/2008 (5917 sayılı Kanunun yürürlüğünden sonra beyanda bulunan mükellefler için 1/6/2009) tarihi itibarıyla yurt dışında sahip olunan varlıklardan bildirilen veya beyan edilen varlıklar, Vergi Usul Kanunu uyarınca defter tutan mükelleflerce, istenilmesi halinde, yasal defterlere kaydedilebilecektir. Ancak, yurt dışında bulunan söz konusu varlıkların şirket adına beyan edilmesi durumunda ilgili şirket; şahısları adına beyan edilmesi halinde bu şahısların kendileri, Kanunun sağladığı avantajlardan yararlanabileceğinden, şirket adına bildirim veya beyana konu edilen varlıkların anılan şirketin yasal kayıtlarına intikal ettirilmesi zorunludur.

…Defter tutan mükelleflerce Kanun kapsamında beyan edilen taşınmazlar dışındaki varlıkların banka veya aracı kurumlarda açılacak hesaplara yatırılması ve daha sonra beyan edilmesi gerekmektedir. Bu şekilde beyan edilen varlıklar, Vergi Usul Kanununun kayıt zamanına ilişkin 219 uncu maddesi hükmü çerçevesinde beyan tarihi esas alınarak yasal defterlere kaydedilecektir.”

açıklamalarına yer verilmiştir.

Bu hüküm ve açıklamalara göre, 5811 sayılı Kanun kapsamında beyan edilen taşınmazın tapu kütüğünde Şirketiniz adına tescil edilmemesi nedeniyle anılan Kanun hükümlerinden yararlanmanız mümkün bulunmamaktadır.

Öte yandan, şirket ortakları tarafından nakden veya aynen konulan sermaye, ticari kazancın bir unsuru olmadığından, bu kapsamda sermaye azaltılmasına konu edilen tutar üzerinden vergi hesaplanmaması ve vergi kesintisi yapılmaması gerekmektedir. Bu itibarla, 5811 sayılı Kanun kapsamında beyan edilerek şirket aktifine alınan taşınmaz dolayısıyla oluşturulan fonun sermaye hesabına eklenmesinden sonra taşınmazın şirket adına tescil ettirilememesi nedeniyle sermaye hesabından çıkarılması halinde vergi tevkifatı yapılmayacak olup söz konusu sermaye azaltımının ise Türk Ticaret Kanununda yer alan hükümler doğrultusunda gerçekleştirilmesinin gerektiği tabiidir.

Bilgi edinilmesini rica ederim.

Vade uzatımı verilen borç için faizcilik sayılması mümkün değildir

Danıştay 3. Daire

Esas No: 2009/2115 Karar No : 2010/4110

ÖZÜ: Vade uzatımı verilen borç için faizcilik sayılması mümkün değildir.

Davanın Özeti: Davacı hakkında ikrazatçılık faaliyeti nedeniyle gerçek usulde mükellefiyet tesis edilmesi işlemini yapı kooperatifine verilen vadesi uzatılarak … faiziyle birlikte … tahsil edilen ve devamlılık arzetmeyen borç para veme işleminin ticari faaliyet kapsamında nitelendirilemeyeceği gerekçesiyle iptal eden vergi mahkemesi kararının; borcun vadesinin uzatılmasının faaliyetin devamlılığını gösterdiği ileri sürülerek bozulması istenmiştir.

TÜRK MİLLETİ ADINA

Hüküm veren Danıştay Üçüncü Dairesince işin gereği görüşülüp düşünüldü:

Dayandığı hukuki ve kanuni nedenlerle gerekçesi yukarıda açıklanan vergi mahkemesi kararı, aynı gerekçe ve nedenlerle dairemizce de uygun görülmüş olup, temyiz istemine ilişkin dilekçede ileri sürülen iddialar, sözü geçen kararın bozulmasını sağlayacak durumda bulunmadığından, temyiz isteminin reddine ve kararın onanmasına 21.12.2010 oy birliği ile karar verildi.