Archive for 05 Aralık 2012

Mirası Bırakan Kişinin Vergi Borcundan Mirasçıların Sorumluluğu

MİRASI BIRAKAN KİŞİNİN VERGİ BORCUNDAN

MİRASÇILARIN SORUMLULUĞU

I-BORÇLUNUN (MURİSİN) ÖLÜMÜ HALİNDE TAKİP:

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 28’inci maddesinde; “Kişilik, çocuğun sağ olarak tamamıyla doğduğu anda başlar ve ölümle sona erer. Çocuk hak ehliyetini, sağ doğmak koşuluyla, ana rahmine düştüğü andan başlayarak elde eder.” denilmektedir. Ölüm de doğum gibi birçok hukuki sonuçların doğmasına neden olmaktadır. Ölüm halinde, ölenin vergi borçları mirası reddetmemiş mirasçılara geçmektedir. Bu durumda muhatap mirasçılardır. Ancak, mirasçıların bulunmaması ya da mirsasın red edilmesi halinde ise alacaklı durumdaki vergi idaresinin hukuksal olarak başvurabileceği kimse bulunmamaktadır. Diğer taraftan ölenin fiilinden doğan vergi cezaları Vergi Usul Kanunu’nun 372’inci maddesi uyarınca ölümle kalkmaktadır. Bu cezalar ölenin mirasçılara intikal eden, mal, hak ve ticari varlığından alınamadığı gibi mirası reddetmemiş mirasçıların mal varlıklarından da alınamaz.

A-Mirasçılara Tebliğ:

Bilindiği üzere, mirasçılar ölenin vergi borçlarından dolayı, miras hisseleri nispetinde sorumludurlar. Bu nedenle mirasçılara yapılacak tebliğin, mirasçıların her birine ayrı ayrı yapılması gerekir. Eğer, verginin tamamı ile ilgili tebliğ, mirasçılardan birine yapılırsa tebliğ, sadece o mirasçının hissesi için geçerlidir.

Mirasın varisler tarafından reddedilme süresi olan üç aylık süre içinde genelde tebliğ yapılmaz. Ancak, acele hallerde mirasçılara üç aylık süre içinde de tebliğ yapılabileceği, Danıştay’ca kabul edilmektedir. Eğer, miras reddedilirse zaten tebliğ geçersiz sayılacaktır. Ancak, mirasın reddedilmemiş olması durumunda ise yapılan tebliğ geçerli olacaktır(1).

B-Takibin Devamı:

6183 sayılı Kanunun 7’inci maddesinde, borçlunun ölümü halinde mirası reddetmemiş mirasçılar hakkında bu Kanun hükümlerinin tatbik edileceği ve borçlunun ölümünden önce başlanılmış olan işlemlere devam edileceği açıklanmıştır.

Borçlunun ölümünden önce 6183 sayılı Kanun çerçevesinde başlatılmış takip işlemlerinin tereke üzerinde devam ettirilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, anılan Kanun’un 50’inci maddesi gereğince tereke hakkındaki takip işlemleri ölüm günü dahil 3 gün süre ile durdurulacak, 3’üncü günün bitiminden itibaren takip işlemlerine devam edilecektir.

Terekenin bir mahkeme veya iflas dairesi tarafından tasfiyesini gerektiren hallerde ise takip işlemleri durdurulacak, terekenin tasfiyesini yürüten mercie takibi gereken amme alacakları bildirilecektir.

4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 590 ve 619’uncu maddeleri gereğince defter tutmaya karar verilmesi halinde, defter tutma işlemlerinin devam ettiği süre içinde terekeye dahil mal varlıklarının satışı yapılamayacaktır.

C-Mirasçılar Nezdinde Takip:

Borçlunun ölümü halinde mirası reddetmemiş mirasçılar hakkında 6183 sayılı Kanun hükümleri uygulanacaktır.

6183 sayılı Kanunun 50’inci maddesi uyarınca, mirasçılar, mirası kabul veya ret etmemişlerse bu hususta 4721 sayılı Kanunda belirlenmiş süreler geçinceye kadar haklarındaki takip durdurulacaktır. 4721 sayılı Kanunun 606’ıncı maddesinde; mirasın 3 ay içerisinde retolunabileceği hükme bağlanmış olup, bu süre içerisinde mirasın kabul edildiğine ilişkin bir bilgi edinilmeden mirasçılar hakkında takip yapılmasına imkan bulunmamaktadır.

Ancak, 4721 sayılı Kanunun 610’uncu maddesi uyarınca, mirası ret süresi sona ermeden mirasçı olarak tereke işlemlerine karışan, terekenin olağan yönetiminde olmayan veya miras bırakanın işlerinin yürütülmesi için gerekli olanın dışında işler yapan ya da tereke mallarını gizleyen veya kendisine maleden mirasçı mirası reddedemeyeceğinden, mirası ret hakkından mahrum olan bu mirasçılar hakkında mirası ret süresi beklenilmeden takip işlemlerine devam edilmesi gerekmektedir.

1-Mirasçıların Sorumluluğu:

Mirasçıların sorumluluğu; 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 12’inci ve 4721 sayılı Kanunun 681’inci maddesinde düzenlenmiştir.

213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 12’inci maddesinde, “Ölüm halinde mükelleflerin ödevleri, mirası reddetmemiş kanuni ve mansup mirasçılarına geçer. Ancak, mirasçılardan her biri ölünün vergi borçlarından miras hisseleri nisbetinde sorumlu olurlar.” hükmüne yer verilmek suretiyle ölen kişinin vergi borçlarından her mirasçının kendi miras hissesi nispetinde sorumlu olması esası getirilmiştir.

Bu itibarla, ölen amme borçlusundan aranılan amme alacaklarının VUK kapsamına giren alacaklar olması halinde mirasçılar hakkında yapılacak takiplerde mirasçıların sorumlu oldukları tutarların VUK’un anılan maddesi uyarınca tespit edilmesi gerekmektedir.

4721 sayılı Kanunun 641 ve 681’inci maddelerinde ise; mirasçıların tereke borçlarından dolayı müteselsilen sorumlu oldukları düzenlenmiştir. Ancak, bu sorumluluk mirasın paylaştırılmasından itibaren geçecek 5 yıllık sürede geçerli olup, bu sürenin bitiminden sonra mirasçılar miras hisseleri oranında miras bırakanın borçlarından sorumlu olacaklardır.

Miras bırakandan aranılan amme alacaklarının 213 sayılı Kanun kapsamında olmayan alacaklardan olması halinde mirasçılar hakkında yapılacak takipte 4721 sayılı Kanunun hükümleri esas alınacaktır. Buna göre, mirasçılar müteselsil sorumluluğun sona erdiği tarihe kadar borcun tamamından müteselsilen, bu tarihten itibaren ise miras hisseleri oranında sorumlu tutularak takip edilecektir.

2-Mirasın Tutulan Defter Uyarınca Kabulünde Sorumluluk:

Mirasçılar tarafından, mirasın tutulan defter uyarınca kabulü yoluna başvurulmuş olması halinde mirasçıların sorumluluğu;

-Amme alacağının deftere kaydedilmiş olması halinde, (yazımızın II-C-1 bölümündeki açıklamalara göre),

-Amme alacağının deftere kaydedilmemiş olması halinde, amme alacağının 213 sayılı Kanun kapsamında olup olmamasına bakılmaksızın, miras yoluyla iktisap edilen miktar kadarıyla,

Olacaktır.

4721 sayılı Kanunun 631’inci maddesi uyarınca, amme borçlusunun mirasının Devlete geçmesi halinde, Devlet deftere yazılan borçlardan, sadece miras yoluyla edindiği değerler ölçüsünde sorumlu olacaktır.

D-Alacağın Terkini:

Mirasın mirasçılar tarafından reddedilmesi ve amme alacağının tereke varlığından alınamaması halinde, amme alacağı zamanaşımı süresi sonunda terkin edilecektir.

E-Takip İşlemlerinin Durdurulması:

6183 sayılı Kanunun 50’inci maddesi uyarınca, amme borçlusu hakkında yapılan takip işlemleri, karısı veya kocası, kan veya sıhriyet (kayın) itibarıyla alt veya üst soylarından birisinin ölmesi halinde ölüm günüyle beraber 3 gün durdurulacaktır. Bu maddeye göre, karısı yahut kocası, kan veya sıhriyet itibariyle usul veya füruundan birisi ölen mükellefler hakkındaki takip ölüm günü ile beraber üç gün için geri bırakılmaktadır. Mükellefin ölümü halinde ise mirasçılar mirası kabul ettiklerini bildirmişlerse veya kabul ettiklerini gösterir bir davranışta bulunmuşlarsa terekenin borçlarından dolayı aynı işlem yapılarak, üç günlük sürenin bitiminde terekenin borçları için takibe devam olunması gerekmektedir. Mirasçıların mirası kabul veya reddettikleri yolunda bir açıklamada bulunmamaları durumunda mirasın reddedilebilme süresi olan üç aylık sürenin sonuna kadar takibatın ertelenmesi gerekmektedir.

F-           Boşanmanın Mirasçılığa ve Takipli Alacağın  Tahsiline Etkisi:

Bilindiği üzere, boşanma ile eşler arasında evlilik ilişkisi sona ermektedir. Boşanmadan sonra eşlerden birinin ölümü halinde boşanmış (eski) eşin murise mirasçılığı da (boşanmadan dolayı) mümkün bulunmamaktadır. Ancak tarafların mahkemede boşanma davasının devamı süresinde eşlerden birinin vefatı halinde ise yaşayan eşin mirasçılığı söz konusudur.

Ayrıca, boşanan kişinin murisin mirasçı olamayacağından boşanan eşin murisin vergi borcundan da sorumluluğunun bulunmaması gerekir. Yine davanın devamı süresince sağ kalan eşin mirasçılığı söz konusu olduğundan bu durumda mirasçının vefat eden kişinin vergi borcundan sorumluluğu gündeme gelecektir.

G-          Devletin (Hazinenin) Mirasçılığında Sorumluluk Durumu:

4721 sayılı Medeni Kanun’un 501’inci maddesine göre, mirasçı bırakmaksızın ölen kimsenin mirası Devlete geçer. Mirası kabul eden mirasçılar murisin borçlarından dolayı şahsen sorumlu iken Devlet borçlulara karşı yalnızca miras bırakanın terekesi kadar sorumluluğu söz konusudur.

H-          Mirasçıların Murisin İşini Aynen Devam Ettirmeleri Halinde Sorumluluk Durumu:

Ticari, zirai ve sınai faaliyette bulunan mükelleflerin ölümü halinde işe devam eden mirasçıların işe başlama bildirimini hangi süre içerisinde verecekleri ve muris adına tasdik ettirilmiş olan defter ve belgelerin mirasçılar tarafından kullanılıp kullanılamayacağı hususları hakkında ortaya çıkan tereddütleri gidermek ve uygulama birliğini sağlamak amacıyla aşağıdaki açıklamaların yapılmasına gerek duyulmuştur.

Bilindiği üzere, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 164 üncü maddesine göre ölüm işi bırakma hükmünde olup, mirasçılar tarafından miras reddolunmamış ise murisin ödev ve sorumlulukları (vergi cezası hariç) mirasçılara geçmektedir.

Ölüm tarihi itibariyle murisin mükellefiyeti düşerek işe devam eden mirasçıların mükellefiyeti başlamaktadır. Anılan Kanunun 168 inci maddesinin 1 numaralı bendine istinaden ise işe başlama bildiriminin işe başlama tarihinden önce yapılacağı hüküm altına alınmış bulunmaktadır.

Madde hükmüne göre, işe başlama bildiriminin, işe başlamadan önce yapılması gerekmekte ise de, ölüm olayının ne zaman meydana geleceği önceden bilinemeyeceği için işe başlama bildiriminin ölümden önce yapılmasına imkan bulunmamakta, dolayısıyla işe başlama bildiriminin ölümden sonra yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu nedenle, murisin ölümünden itibaren mirasçıların aynı işe aralıksız devam etmeleri halinde, ölüm tarihinin muris için işi bırakma, mirasçıları için ise işe başlama olarak kabul edilmesi, işe devam edecek olan mirasçıların ölüm tarihini takibeden 1 ay içinde bildirimde bulunmaları durumunda bildirimin zamanında yapıldığının kabul edilmesi ve mirasçıların mükellefiyetlerinin murisin ölüm tarihinden itibaren tesis edilmesi gerekmektedir.

Öte yandan Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinde yer alan yetkiye istinaden, murisin mevcut defter ve belgelerinin ölüm tarihini içeren hesap dönemi sonuna kadar işe devam eden mirasçılar tarafından kullanılması uygun görülmüştür.

Bu durumda, murisin faaliyetine yönelik hesaplarının ölüm tarihi itibariyle kapatılması ve işe devam eden mirasçıların hesaplarının ise yeniden açılması gerekmektedir. Ayrıca, işe devam eden mirasçıların söz konusu hesap döneminin son ayı içinde yeni hesap dönemi için kendi adlarına defter tasdik ettirmeleri ve usulüne uygun olarak belgelerini anlaşmalı matbaalara bastırmak veya notere tasdik ettirmek suretiyle kullanmaları gerektiği ise tabiidir(2).

IV-ÖZELGE VE YARGI KARARLARI:

Reddedilen mirasın Hazine’ye geçmesi için ölenin, mirası reddedenin yakın mirasçıları dışında yasal ve mansup hiç bir mirasçısının olmaması ya da vasiyet yoluyla hak kazanan üçüncü bir kişinin bulunmaması gerekmektedir(3).

Motorlu taşıtlar vergisinin vefat tarihinden itibaren mirası reddetmemiş mirasçılardan aranılması gerekmektedir(4).

….. mirası reddettikleri söz konusu mahkeme ilamı ile sabit olan mirasçılar, 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 12’inci maddesi uyarınca ölünün vergi borcundan sorumlu olmayacaklarından, murisin doğabilecek vergi borçlarının tahakkuk işlemleri için mirasçılar adına tarhiyat yapılmayacağı tabiidir. …… Bu duruma göre, ölen kişi ile ilgili olarak yapılmış olan tarhiyata ait ihbarnamelerin, Medeni Kanun hükümleri uyarınca terekenin tasfiye işlemlerini yürütecek olan ………………… Hakimliğine tebliğ edilmesi gerekmektedir(5).

Yasal mirasçıların henüz belli olmaması halinde vergisel ödevlerin mahkemece atanmış kayyım tarafından yerine getirileceği ve muris adına olup kullanılmamış belgelerin kayyım adına yaptırılacak yeni kaşenin vurularak kullanılabilmesi mümkündür(6).

“7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin (c) bendinde; yabancı devletlerin Türkiye’de bulunan elçi, maslahatgüzar ve konsoloslukları (Fahri konsoloslar hariç) ile elçilik ve konsolosluklara mensup olan ve o Devletin uyruğunda bulunan memurları ve Türkiye’de resmi olarak görevli bulunan memurlar ile bu sayılanların aile bireylerinin karşılıklı olmak şartıyla veraset ve intikal vergisinden muaf olduğu hükme bağlanmıştır.

Bu hükmün uygulanması karşılıklılık şartına bağlı olup, adı geçen Devletle Türkiye Cumhuriyeti arasında böyle bir antlaşma bulunmaması nedeniyle, olayımıza Veraset ve İntikal Vergisi Kanununun 3 üncü maddesinin (c) bendinin uygulanması mümkün değildir.

Ancak, adı geçen Devletin 24 Aralık 1984 gün ve 18615 sayılı Resmi Gazete’de yayımlanan “Diplomatik İlişkiler Hakkında Viyana Sözleşmesi”ne taraf olması nedeniyle, Libya Elçiliğinde görevli …..’nin bankanızda bulunan paralarının mirasçılarına intikalinde söz konusu antlaşmanın 39 uncu maddesinin 4 üncü fıkrası hükmüne göre Veraset ve İntikal Vergisi alınmaması gerekmektedir(7).”

Murisin vergi borçlarına ilişkin ihbarnamenin, mirası reddetmemiş kanuni ve mahsup mirasçıların her biri adına hisselerine göre düzenlenerek tebliğ edilmesi gerekmektedir(8).

Kanuni süresi içinde mirası reddetmiş olan mirasçıların, murisin vergi borçlarından sorumlu tutulmaları mümkün bulunmamaktadır(9).

Mirasçıların murislerinden kendilerine borç intikal ettiğini iddia ettikleri takdirde bu borcu hukuken geçerli belge ile borcun varlığını ispat etmek zorundadırlar(10).

 

______________________________________________________

(1) A.Uysal-N.Eroğlu-Açıklamalı ve İçtihatlı VUK, Syf.103, 3.Baskı.

(2) 2001/1 Sıra No.lu Vergi Usul Kanunu İç Genelgesi.

(3) Gelir İdaresi Başkanlığının 14.02.2005 tarih ve B.07.0.GEL.0.60/6000-2337/6903 sayılı özelgesi.

(4) Gelir İdaresi Başkanlığının 20.03.2008 tarih ve B.07.1.GİB.0.02.61/6160-1738/26861 sayılı özelgesi.

(5) Gelir İdaresi Başkanlığının 19.12.1996 tarih ve B.07.0.GEL.0.28/2809-12-44/60823 sayılı özelgesi.

(6) Gelir İdaresi Başkanlığının 14.03.1997 B.07.0.GEL.0.40/4006-200/10730 sayılı özelgesi.

(7) Gelir İdaresi Başkanlığının 09.11.1998 tarih ve B.07.0.GEL.0.60/6003-4/039983 sayılı özelgesi

(8) Danıştay 3.Dairenin 28.4.1998 tarihli, 1996/5132 ve 1998/1405 numaralı kararı.

(9) Danıştay 4.Dairenin 21.10.2004 tarihli, 2004/1522 esas ve 2004/2048 numaralı kararı.

(10) Danıştay 7.Dairenin 5.5.1998 tarihli, 1997/4350 esas ve 1998/1734 numaralı kararı.

VERGİ MEVZUATINDA TEBLİĞ

VERGİ  MEVZUATINDA  TEBLİĞ

TEBLİĞ :

213 sayılı VUK’nun 93’üncü maddesinde “Tahakkuk fişinden gayri, vergilendirme ile ilgili olup, hüküm ifade eden bilumum vesikalar ve yazılar adresleri bilinen gerçek ve tüzelkişilere posta vasıtasıyla ilmühaberli taahhütlü olarak, adresleri bilinmeyenlere ilan yolu ile tebliğ edilir.

Şu kadarki, ilgilinin kabul etmesi şartıyla, tebliğin daire veya komisyonda yapılması caizdir.” Yapılan açıklama ile tebliğin esasları belirlenmiş olmaktadır.

Yine VUK’nun 107’inci maddesiyle Maliye Bakanlığı tebliğleri posta yerine memur vasıtasıyla da yaptırmaya yetkili kılınmıştır. Bu uygulama sayesinde tebliğ işlemi daha kısa sürede sonuçlanacağı gibi posta masrafından da kurtulmuş olunacaktır.

TEBLİĞ YAPILACAKLAR :

Gerçek Kişiye Tebliğ  :Tebliğ öncelikle kişinin kendisine yapılır. Kendisinin olmaması halinde iş yerinde çalışan memur veya müstahdemlerinden birisine yapılır. Ancak tebliğ yapılacak kişinin görünüşüne nazaran 18 yaşından küçük olmamasına ve bariz bir surette ehliyetsiz olmamasına dikkat edilmesi gerekmektedir. İş yerinde yapılacak tebliğde tebliğ yapılacak kişinin mükellefin çalışanı olmasına da dikkat edilecektir. Kişinin ikametgahında yapılacak tebliğde kendisine tebliğ yapılacak kişinin mükellefle birlikte oturma zorunluluğu aranmayacaktır. Ancak ikametgahta da tebliğ yapılacak kişinin görünüşüne nazaran 18 yaşından küçük olmamasına ve bariz bir surette ehliyetsiz olmamasına dikkat edilecektir. Bu tespitleri tebligatı yapacak kişi kendisi tespit ederek tebliğ işlemini gerçekleştirecektir.

Vekile Tebliğ   : Noter huzurunda düzenlenmiş vekaletnamede vekile tebligatla ilgili yetki verilmiş olması halinde, tebligat vekile de yapılabilir.

Ölüm Halinde Tebliğ   : Kişinin ölümü halinde vergisel ödevler mirası reddetmemiş mirasçılarına geçmesi nedeniyle, tebligat da mirasçıların mirastan aldıkları hisseye orantılı olarak mirasçılara yapılabilecektir.

Adi Ortaklıkta Tebliğ : Ortaklık adına düzenlenen KDV, ÖTV, Gelir Stopaj vb. vergilere yönelik tebligat işlemi ortaklardan herhangi birisine yapılabilir. Ancak ortakların şahsına ait olan Gelir Vergisi ve Gelir Geçici Vergi gibi vergilere yönelik tebligat işlemi bizzat ortakların kendilerine yapılması gerekmektedir.(Yani tebliğ işlemi ortaklığı ilgilendiriyorsa ortaklardan herhangi birisine yapılırken ortakların şahsını ilgilendiriyorsa sadece ilgili ortağa yapılabilecektir.)

Tüzelkişilere Tebliğ     : Tebliğ tüzelkişilerin başkan, müdür veya kanuni temsilcilerine, vakıflar ve cemaatler gibi tüzelkişiliği olmayan teşekküllerde teşekkülü idare edenlere veya bunların temsilcilerine yapılır. Müdür veya temsilci birden fazlaysa tebliğ bunlardan birisine yapılır. Tüzelkişilerin iş yerinde yetkili bulunmaması halinde tebliğ iş yerinde bulunan memur veya müstahdemlerinden birine yapılır. Tebliğ yapılacak kişinin görünüşüne nazaran 18 yaşından küçük olmaması ve bariz bir surette ehliyetsiz bulunmaması gerekmektedir.

Veli, Vasi ve Kayyımlara Tebliğ :Sorumlunun birden fazla olması halinde tebliğ yalnızca bunlardan birisine yapılır. Ancak tebliğe konu işe ayrı bir veli, vasi veya kayyım bakmakta ise tebliğ sadece ona yapılır.

Yabancı Memlekette Bulunanlara Tebliğ :

– Yabancı memlekette bulunanlara tebliğ o memleketin yetkili makamı vasıtasıyla yapılır. Anlaşma varsa veya ilgili ülkenin kanunları müsaade ediyorsa, ilgili ülkedeki Türk siyasi memuru veya konsolosu tebliğin yapılmasını yetkili makamdan talep eder.

– Tebliğ yapılacak kişi Türk vatandaşı ise tebliğ Türk siyasi memurluğu veya konsolosluğu vasıtasıyla da yapılabilir.

– Yabancı ülkede yapılacak tebliğde, tebligatı çıkaran merciin bağlı bulunduğu Bakanlık tebliğ evrakını Dışişleri Bakanlığına gönderir, oradan da Türkiye elçilik veya konsolosluğuna gönderilir. Daha sonra da üstteki 2 bentte belirtildiği şekilde tebligatın yapılması sağlanır.

– Yabancı memleketlerde resmi görevli bulunan Türk memurlarına tebliğ Dışişleri Bakanlığı vasıtasıyla yapılır.

– Yabancı memleketlerde bulunan askeri şahıslara tebliğ, bağlı bulundukları Deniz, Hava, Kara Kuvvetleri Komutanlıklarıyla, Jandarma Genel Komutanlığı aracılığıyla yapılır.

Kamu İdare ve Müesseselerine Tebliğ : Kamu idare ve müesseselerine yapılacak tebliğ bu idare ve müesseselerin en büyük amirine veya bunların yardımcılarına ya da en büyük amirin yetkili kılacağı memurlara yapılır. Bu memurlarda genellikle ilgili kurumlarda oluşturulan evrak kayıt servislerinin memurlarından oluşmaktadır.

TEBLİĞ ŞEKİLLERİ :

1)Posta Yoluyla veya Memur Eliyle Tebliğ : Tebliğ evrakı, tebliğ yapılacak kişinin bilinen en son adresine gidilerek posta idaresince ya da memur eliyle adresteki muhatabına imza karşılığı teslim edildiği tarihte tebligat işlemi gerçekleşmiş olur.

Bilinen Adresler :

a) Mükellef tarafından işe başlamada bildirilen adresler,

b) Adres değişikliğinde bildirilen adresler,

c) İşi bırakmada bildirilen adresler,

d) Vergi beyannamelerinde bildirilen adresler,

e) Yoklama fişinde tespit edilen adresler,

f) Vergi mahkemesinde dava açma dilekçelerinde ve cevaplarında gösterilen adresler,

g) Yetkili memurlar tarafından bir tutanakla tespit edilen adresler (ilgilinin tutanakta imzası bulunmak şartıyla),

h) Bina ve arazi vergilerinde komisyonlarca tahrir varakalarında tespit edilen adresler.

2) Kapıya Asmak Suretiyle Tebliğ : Bu tebliğ şekli 213 sayılı VUK’nunda yer almamakla beraber 7201 sayılı Tebligat Kanunu 21’inci maddesinde yer almaktadır. İlgili Kanuna 6099 sayılı Kanunun 5’inci maddesiyle eklenen ek fıkra uyarınca “Gösterilen adres muhatabın adres kayıt sistemindeki adresi olup, muhatap o adreste hiç oturmamış veya adresten sürekli olarak ayrılmış olsa dahi, tebliğ memuru tebliğ olunacak evrakı, o yerin muhtar veya ihtiyar heyeti azasından birine veyahut zabıta amir veya memurlarına imza karşılığında teslim eder ve tesellüm edenin adresini ihtiva eden ihbarnameyi gösterilen adresteki binanın kapısına yapıştırır. İhbarnamenin kapıya yapıştırıldığı tarih, tebliğ tarihi sayılır.” Şeklinde açıklandığı gibi kişinin yerleşim yeri adresi en son neredeyse kendisi ilgili adresten ayrılmış olsa dahi başka adresi mevcut olmadığından vergi dairesi memurlarınca tebliğ olunacak evrak ilgilinin son adresine yukarıdaki prosedüre uygun olarak kapıya asmak suretiyle tebliğ edilerek tebliğ işlemi gerçekleşmiş olacaktır.Ancak vergi dairelerinin bu tebliğ şeklini uygulamalarına vergi yargısı çokta olumlu bakmamaktadır.

3) İlanen Tebliğ : İlanen tebliğ, şartlar oluşması halinde idarece istenilen her zaman (zamanaşımı süresince) yapılabilmektedir. Ancak genel olarak uygulamada vergi daireleri ilanen tebliğ işlemlerini yıl sonlarına doğru yapmaktadırlar. Bu uygulamanın nedenlerinden birisi yıl içerisinde biriken ilana alınacak tebliğ işlemleri topluca yapılarak iş birikimi bir ilan ile sonuçlandırılmış olur. Diğer bir neden de uygulama zaman alıcı ve maliyetli bir işlem olduğundan yılda bir yapılarak zaman ve ekonomik yönden idarenin sırtına daha az yük yüklenmesi sağlanmış olmaktadır.

Aşağıdaki hallerde tebliğ ilan yoluyla yapılır;

– Muhatabın adresi hiç bilinmezse,

– Muhatabın bilinen adresi yanlış veya değişmiş olur ve bu yüzden gönderilmiş olan mektup geri gelirse,

– Başkaca sebeplerden dolayı posta ile tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa,

– Yabancı memleketlerde bulunanlara tebliğ yapılmasına imkan bulunmazsa.

İlanen Tebliğ Rakamsal Olarak Üç Gruba Ayrılmaktadır :

a-Tutarı (2012 yılı için) 1.700.-liradan Az Olan Vergi veya Cezanın İlan Şekli ; İlan yoluyla tebliğ edilmek üzere 1.700.liradan az her bir vergi veya ceza için hazırlanan ilan listesi, tebliğ yapacak vergi dairesinin ilan koymaya mahsus mahalline asılacak ve bir örneği ilan listesinin askıya çıkarılmasını müteakiben gecikmeksizin mükellefin bilinen son adresinin bağlı olduğu muhtarlığa gönderilecektir. Bu tutardan oluşan ilan listesi ayrıca gazetede ilan yapılmayacaktır.

b-Tutarı (2012yılı için) 1.700.-lira ile 170.000.-lira Arasında Olan Vergi veya Cezasının İlan Şekli ; İlan yoluyla tebliğ edilecek vergi veya ceza miktarının 1.700.lira ile 170.000.lira arasında olması halinde ilan listesi, ilgili vergi dairesinin ilan koymaya mahsus mahalline asılacak, bir örneği mükellefin bilinen son adresinin bağlı olduğu muhtarlığa gönderilecek ve vergi dairesinin bulunduğu yerin belediye sınırları içinde çıkan ve Basın-İlan Kurumunca belirtilen bir veya daha fazla gazetede yayımlatılacaktır. İlgili yerde gazete yayımı yoksa, ilanın sadece vergi dairesinin ilan koymaya mahsus yerine asılarak yapılması yeterli olacaktır.

c-Tutarı (2012 yılı için) 170.000.-liradan Fazla Olan Vergi veya Cezanın İlan Şekli ; İlan yoluyla yapılacak tebliğin konusunun 170.000.lirayı aşması halinde ilan yazısı, ilgili vergi dairesinin ilan koymaya mahsus mahalline asılacak, bir örneği mükellefin bilinen son adresinin bağlı olduğu muhtarlığa gönderilecek, vergi dairesinin bulunduğu yerin belediye sınırları içinde çıkan ve Basın-İlan Kurumunca belirlenen bir veya daha fazla gazetede yayımlatıldıktan başka, Türkiye genelinde yayın yapan ve Basın-İlan Kurumunca belirlenen günlük gazetelerden birinde de aynı şekilde yayımlatılacaktır.

İlan listesinin vergi dairesinin ilan koymaya mahsus yerine asılmasını izleyen 15’inci gün ilan tarihi olarak kabul edilir. Bu tarihten itibaren 1 ay içinde mükellefin ilgili vergi dairesine müracaat etmemesi veya adresini bildirmemesi halinde, 1 aylık sürenin sonunda tebliğ yapılmış olacaktır.

İlanın şeklinin belirlenmesinde vergi aslı ve ceza tutarlarının toplamı değil sadece vergi aslı tutarı dikkate alınacaktır. Vergi aslı tutarı yukarıda belirtilen haddi geçerse haddi geçen miktar esas alınmak suretiyle hem vergi aslı hem de buna bağlı olarak kesilen ceza miktarı aynı şekilde ilan edilecektir. Ancak vergi aslına bağlı olmayan cezaların ilan yoluyla tebliğ edileceği durumlarda, ceza tutarına göre ilanın şekli belirlenecektir.

4)Elektronik Ortamda Tebliğ : 213 sayılı VUK’nun 107/A maddesinde (01.08.2010 tarihinden geçerli olmak üzere) “Bu Kanun hükümlerine göre tebliğ yapılacak kimselere, 93’üncü maddede sayılan usullerle bağlı kalınmaksızın, tebliğe elverişli elektronik bir adres vasıtasıyla elektronik ortamda tebliğ yapılabilir.

Maliye Bakanlığı, elektronik ortamda yapılacak tebliğle ilgili her türlü teknik alt yapıyı kurmaya veya kurulmuş olanları kullanmaya, tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye yetkilidir.” Şekliyle elektronik ortamda tebliğin çerçevesi belirlenmiştir. Bu tebliğ şekli şu anda pek uygulanamasa da çok yakında yoğun bir şekilde uygulanacağı ve idareye büyük miktarda iş gücü, zaman ve maddi kazanç sağlayacağı ortadadır.

Baki ALTUN

Vergi Hatalarında Düzeltme Yolu ve Dava Açma Durumu

VERGİ HATALARINDA DÜZELTME YOLU

VE DAVA AÇMA DURUMU

VERGİ HATALARINA İLİŞKİN YASAL MEVZUAT

213 sayılı Vergi Usul Kanununun 116 ncı maddesinde vergi hatasının; vergiye müteallik hesaplarda veya vergilendirmede yapılan hatalar yüzünden haksız yere fazla veya eksik vergi istenmesi veya alınması olduğu belirtilerek, 117 nci maddesinde; hesap hataları, 118 nci maddesinde ise vergilendirme hataları kapsamına giren hususlar sayılmış, aynı kanunun 122 nci maddesinde mükelleflerin, vergi muamelelerindeki hataların düzeltilmesini vergi dairesinden isteyebilecekleri, 124 ncü maddesinde de; vergi mahkemelerinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanların, şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat edebilecekleri belirtilmiştir.

Vergi Hataları Vergi hatalarını kanun iki kısma ayırmıştır. Hesap hatası ve vergilendirme hatası.

Hesap Hatası üç grupta ele alınmıştır. Bunlar: Matrah Hatası, Vergi Miktarında Hata ve Verginin Mükerrer olmasıdır.

Matrah Hatası Vergilendirme ile ilgili beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda matraha ait rakamların veya indirimlerin eksik veya fazla gösterilmiş veya hesaplanmış olmasıdır.

Vergi Miktarında Hata Vergi nispet ve tarifelerinin yanlış uygulanması, mahsupların yapılmamış veya yanlış yapılmış olması, beyanname, tahakkuk fişi, ihbarname, tekalif cetveli ve kararlarda verginin eksik veya fazla hesaplanmış veya gösterilmiş olması, Vergi Usul Kanununun 117’nci maddesinin 2 numaralı bendinde vergi miktarında hata olarak tanımlanmıştır.

Verginin Mükerrer Olması:  Kanun mükerrer vergilemeyi, aynı vergi kanununun uygulanmasında belli bir vergilendirme dönemi için aynı matrah üzerinden bir defadan fazla vergi istenmesi veya alınması olarak tanımlamaktadır.

Vergilendirme Hataları Vergilendirme hataları, Vergi Usul Kanununun 118’nci maddesinde dört grup halinde sayılmıştır. Mükellefin Şahsında Hata, Mükellefiyette Hata, Mevzuda Hata ve Vergilendirme ve Muafiyet Döneminde Hatadır.

Mükellefin Şahsında Hata Bir verginin asıl borçlusu yerine başka bir kişiden istenmesi veya alınması mükellefin şahsında hata olarak tanımlanmıştır.

Mükellefiyette Hata Açık olarak vergiye tabi olmayan veya vergiden muaf bulunan kimselerden vergi istenmesi veya alınmasını kanun mükellefiyette hata olarak tanımlamaktadır.

Mevzuda Hata Kanun mevzuda hata: açık olarak vergi mevzuuna girmeyen veya vergiden müstesna bulunan gelir, servet, madde, kıymet, evrak ve işlemler üzerinden vergi istenmesi veya alınması olarak tanımlamaktadır.

Vergilendirme ve Muafiyet Döneminde Hata

Aranan verginin ilgili bulunduğu vergilendirme döneminin yanlış gösterilmiş veya süre itibariyle eksik veya fazla hesaplanmış olması halinde kanuna göre, vergilendirme veya muafiyet döneminde hata vardır. Vergilendirme döneminin zaman aşımına uğraması nedeniyle verginin istenmemesi gerektiğinin iddia edilmesi halinde hatadan değil, zaman aşımına uğrayan bir vergi alacağından söz edilebilir.

DÜZELTME BAŞVURUSU VE DAVA AÇILMASI

Vergi Usul Kanununun 119’uncu maddesinde Vergi hatalarının nasıl ortaya çıkarılabileceği sayılmıştır. Aynı kanunun 120. maddesinde ise hatanın mükellef aleyhine yapılmış olması halinde kanun, fazla verginin düzeltme fişine dayanılarak terkin olunacağını, tahsil edilmesi halinde ise aynı fişe dayanılarak mükellefe red ve iade edileceğini hükme bağlanmıştır. Düzeltme fişinin bir nüshası iade edilecek vergi miktarını ve başvurulacak muhasebe servisini de gösterir bir şekilde mükellefe tebliğ edilerek iade talebi yerine getirilmektedir.

Dileğimiz mükellefler ile vergi idaresi arasında çıkan uyuşmazlıkların, idari aşamada çözüme bağlanmasıdır. Düzeltme talebinin vergi idaresince uygun bulunduğu durumlarda mükellefler dava haklarını kullanırlarsa gereksiz yere zaman harcamış olacaklardır. Ancak talebin vergi idaresince uygun bulunmadığı durumlar için geçerli gerekçelerle birlikte dava hakkını kullanmak daha doğru bir yol olacaktır.

Düzeltme Talebinin Reddi ve Dava Açma Süresi

2577 sayılı İYUK’un 7/1. maddesine göre Dava açma süresi, özel kanunlarında ayrı süre gösterilmeyen hallerde Danıştay’da ve idare mahkemelerinde altmış ve vergi mahkemelerinde otuz gün olduğu, aynı kanunun 7/2. maddesine göre ise “Bu sürelerin; a) İdari uyuşmazlıklarda; yazılı bildirimin yapıldığı, b) Vergi, resim ve harçlar ile benzeri mali yükümler ve bunların zam ve cezalarından doğan uyuşmazlıklarda: Tahakkuku tahsile bağlı olan vergilerde tahsilatın; tebliğ yapılan hallerde veya tebliğ yerine geçen işlemlerde tebliğin; tevkif yoluyla alınan vergilerde istihkak sahiplerine ödemenin; tescile bağlı vergilerde tescilin yapıldığı ve idarenin dava açması gereken konularda ise ilgili merci veya komisyon kararının idareye geldiği; Tarihi izleyen günden başlayacağı.” Hüküm altına alınmıştır.

Bunun yanında mükelleflerin 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 116 ve takip eden maddeleri uyarınca vergi dairesinden vergi hatalarının düzeltilmesini isteyebilecekleri belirtilmiştir. Bu hükümler doğrultusunda düzelteme talebinin vergi dairesince reddi durumlarında mükelleflerin dava açma hakları bulunmaktadır.

Düzeltme başvurusunun dava açma süresi içinde veya dava açma süresinden sonra yapılması süreaşımı yönünden önemli bir husus olarak karşımıza çıktığından aşağıda bu durumlar ayrı başlıklar halinde açıklanmaya çalışılmıştır.

Düzeltme Başvurusunun Dava Açma Süresi İçinde Yapılması

Düzeltme başvurusunun dava açma süresi içinde yapılması üzerine “düzeltme yapılır” veya “düzeltme yapılmadan reddedilir” veya “düzeltme başvurusu cevaplanmaz.” Bu durumda “idareye başvuru tarihi” ile “red cevabının tebliğ tarihi” arasındaki süreler işlemez. Hatanın düzeltilmesi talebi “2577 sayılı İYUK’un 11. maddesine göre 60 günlük bekleme süresinde” cevapsız kalırsa talep reddedilmiş kabul edilir.

Talep ister düzeltme yapılmadan yazılı olarak reddedilsin isterse düzeltme başvurusu cevaplanmayarak reddedilmiş sayılsın; RED tarihinden itibaren kalan süre içinde vergi mahkemesinde dava açılması gerekir. Örneğin 01.03.2012 tarihinde tebliğ edilen bir ihbarnamenin dava açma süresinin son günü 31.03.2012 tarihi olacaktır. Örneğimizde mükellef yapılan hatanın düzeltilmesini 15.03.2012 tarihinde vergi dairesinden yazılı olarak talep ettiğini varsayalım. Bu durumda vergi dairesi 30.03.2012 tarihinde vergi hatasının düzeltilemeyeceği yönünde red cevabı vermiş ise idarede cevap süresi boyunca geçen “15 günlük” süre dava açma süresine eklenecektir. Böylece dava açma süresinin son günü 14.04.2012 tarihi olacaktır. Sonuç olarak idareye başvurma süresine kadar geçen süre ile işlemeye başlamış sürenin toplamı 30 günü geçemeyecektir.

2577 sayılı İYUK’un 11. maddesinin vergisel uyuşmazlıklardaki işleyişi Danıştay kararları ile oluşan içtihatlar neticesinde yürütülmektedir. Dolayısıyla bu içtihatlarda daha çok “vergi hatalarından kaynaklanan işlemlerin düzeltilmesine yönelik başvurulara” yer verilmiştir. Danıştay 4. Dairesinin 12/05/1998 gün ve E.1997/3765, K.1998/1996 sayılı kararı “ Şikayet yoluyla müracaat üzerine talebi reddolunanların yargıya başvurabilmeleri için dava konusu yapılan işlemin vergi hatası niteliğinde olması” gerektiği yönündedir.

Vergisel işlemlerin hangisinin vergi hatası kapsamda olup olmadığının değerlendirmesini verilecek kararlarda mahkemelerin belirlemiş olması ve sözkonusu talebinin VUK’un 124 ncü maddesi kapsamında olmaması durumları birlikte değerlendirildiğinde; düzeltme talebi dava açma süresi içinde yapılmışsa ve bu başvurunun sonucunda; kanuni sürenin son gününe kadar beklenildiği halde gerekli düzeltme işlemi vergi dairesince yapılmamışsa davanın kanuni sürenin son günü açılması daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Düzeltme Başvurusunun Dava Açma Süresinden Sonra Yapılması

VUK’un 124 ncü maddesinde belirtilen şekilde “vergi mahkemelerinde dava açma süresi geçtikten sonra yaptıkları düzeltme talepleri reddolunanlar” şikayet yolu ile Maliye Bakanlığına müracaat ederek “red” cevabı aldıktan sonra 30 gün içinde işlemin iptali istemiyle vergi mahkemesinde dava açabileceklerdir. Kanun maddesinde vergi dairesi red cevabı ile Maliye Bakanlığına müracaat tarihi arasındaki süre belirtilmemiş ise de zamanaşımı süresi dikkate alınarak en kısa sürede başvuru yapılmasında fayda vardır.

Şikayet yoluyla müracaatta usul, dava açılma süresi geçirildikten sonra şikayet başvurusunda bulunmadan önce vergi hatasından bahisle, öncelikle ilgili vergi dairesinden düzeltme talep edilmesi gerekmektedir. Danıştay Vergi Dava Daireleri Genel Kurulu 15.3.2001 tarih ve E: 2003/254 K: 2004/28 nolu kararında “Dava açma süresini geçirdikten sonra düzeltme başvurusunda bulunanların ise, istemlerinin reddine ilişkin vergi dairesi işlemine karşı şikayet mercii olan Maliye Bakanlığına müracaat edilmeden açılan davada, vergi mahkemesince 2577 sayılı Kanunun yukarıda açıklanan hükümleri uyarınca, dilekçenin Maliye Bakanlığına tevdii gerekirken, davanın süre aşımı nedeniyle reddine” şeklinde karar verilerek hukuka uygunluk görülmemiştir.

Dolayısıyla vergi dairesi reddettikten sonra Maliye Bakanlığına şikayet yoluyla müracaat edilecektir. Bakanlıkta reddederse vergi mahkemesi nezdinde yargı yoluna başvurulacaktır.

Özkan AYKAR

Devlet Gelir Uzmanı

KDV Tevkifat Kapsamında Olan İşlemlerde Düzeltme İşlemlerine İlişkin Usul ve Esaslar

KDV TEVKİFAT KAPSAMINDA OLAN

İŞLEMLERDE DÜZELTME İŞLEMLERİNE İLİŞKİN

YENİ USUL VE ESESLAR

1.GİRİŞ

Maliye Bakanlığı’nın web sitesinde uzun bir süre taslak halinde bekleyen 117 Seri Nolu KDV Genel Tebliği, 14.04.2012 tarih ve 28624 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak 01.05.2012 tarihinden itibaren yürürlüğe konulmuş ve  bu düzenleme ile anılan Tebliğde belirtilen bir kısım genel tebliğler yürürlükten kaldırılmıştır.

117 Seri nolu Genel Tebliğ ile yürürlükten kaldırılan Tebliğler ve Tebliğ bölümleri dışındaki KDV Genel Tebliğlerinde ve diğer ilgili mevzuatta, tevkifat uygulaması kapsamındaki işlemlere yapılan atıflar bu Tebliğin ilgili bölümündeki açıklamalara yapılmış sayılacağı, 117 Seri Nolu Tebliğin yürürlüğünden önce başlayan ve halen devam eden işler kapsamında, yürürlük tarihinden itibaren yapılacak işlemler bakımından da bu Tebliğde yer alan düzenlemeler geçerli olacağı, bu Tebliğde yer verilmeyen ancak daha önce kısmi tevkifat uygulaması kapsamında olan işlemlerden kaynaklanan iade taleplerinin, söz konusu işlemlerle ilgili olarak daha önce yapılan düzenlemelere göre sonuçlandırılmasına devam edileceği, 117 Seri Nolu Tebliğin (5.) bölümü, Tebliğin yürürlüğünden itibaren yapılacak iade talepleri için geçerli olacağı. Tebliğin yürürlüğünden önceki iade taleplerinin, ilgili dönemde geçerli düzenlemelere göre sonuçlandırılmasına devam edileceği belirtilmiştir.

25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun1 9 uncu maddesinin birinci ve 29 uncu maddesinin dördüncü fıkraları ile 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun2 120 nci maddesinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiler çerçevesinde, KDV tevkifat uygulamasına ve bu uygulamadan doğan iade taleplerinin yerine getirilmesine ilişkin 117 Seri Nolu KDV Genel Tebliği ile mal iadeleri, matrahta değişiklik, fazla ve yersiz tevkif edilen vergilerin iadesinde düzeltmeye ilişkin usul ve esaslar yazımızın konusunu oluşturmakta olup aşağıda açıklanmıştır.

2.  KDV TEVKİFAT UYGULAMASINA İLİŞKİN   GENEL ESASLAR

3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 9 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasına göre, mükellefin Türkiye içinde ikametgâhının, işyerinin, kanuni merkezi ve iş merkezinin bulunmaması hallerinde ve gerekli görülen diğer hallerde Maliye Bakanlığı vergi alacağının emniyet altına alınması amacıyla, vergiye tabi işlemlere taraf olanları verginin ödenmesinden sorumlu tutma yetkisine sahiptir.

Anlaşıldığı üzere vergi alacağını güvence altına almak amacıyla düzenlenen bu madde sadece ikametgâhı, işyeri, kanuni merkezi ve iş merkezi Türkiye’de bulunmayanlar için öngörülmüş değildir. Maliye Bakanlığı, bunların dışında gerekli gördüğü diğer hallerde de verginin ödenmesinden işleme taraf olanları sorumlu tutmak mümkün olmaktadır.

Maddede belirtilen işlemlere taraf olanlar kendine mal teslim edilen veya hizmet ifa edilen kişi ve kurumlardır. Bunlar verginin tam olarak kesilip ödenmesinden ve bununla ilgili diğer ödevleri yerine getirmekten mükellef gibi sorumlu tutulmaktadır

KDV tevkifatı ihtiyari bir uygulama olmayıp, Maliye Bakanlığı’nca tevkifat uygulaması kapsamına alınan işlemlerde alıcılar tarafından tevkifat yapılması zorunludur. Diğer taraftan, Maliye Bakanlığınca tevkifat kapsamına alınmamış işlemlerde alıcılar tarafından tevkifat yapılması mümkün olmamaktadır.

2.1. KDV  Tevkifatının Niteliği

KDV tevkifatı uygulaması, teslim veya hizmet bedeli üzerinden hesaplanan verginin, teslim veya hizmeti yapanlar tarafından değil bu işlemlere muhatap olanlar tarafından kısmen veya tamamen vergi sorumlusu sıfatıyla beyan edilip ödenmesidir.

“Tam tevkifat” işlem bedeli üzerinden hesaplanan verginin tamamının işleme muhatap olan alıcılar tarafından beyan edilip ödenmesi; “kısmi tevkifat” ise hesaplanan verginin Maliye Bakanlığınca belirlenen kısmının, işleme muhatap olan alıcılar tarafından, diğer kısmının ise işlemi (teslim veya hizmeti) yapan tarafından beyan edilip ödenmesidir.

2.2. Beyan

2.2.1.Tevkifat, genel bütçeli idareler hariç, tevkifata tabi işlemin yapıldığı dönemde vergi sorumlularına ait 2 No.lu KDV beyannamesi ile beyan edilecektir.

Tevkifat kapsamındaki işlemlerde vergiyi doğuran olay bakımından özellikli bir durum söz konusu olmayıp, bu işlemlere ilişkin KDV’nin beyan dönemi KDV Kanununun 10 uncu maddesine göre tespit edilecektir.

Bu kapsamda, işleme ait fatura veya benzeri belge izleyen ay içinde düzenlense dahi sorumlu sıfatıyla beyan, işlemin vuku bulduğu dönemin beyan süresi içinde yapılması gerekmektedir. Kısmi tevkifat uygulamasında satıcının mükellef sıfatıyla 1 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edeceği kısım da aynı dönemde beyan edilecektir.

Hizmet işlemlerinde, hizmetin ayın sonunda tamamlanması halinde de fatura izleyen ayda düzenlense dahi bu şekilde işlem yapılacaktır. İşlem bedelinin ödenmemesi, işleme ait faturanın süresinde düzenlenmemesi, alıcıya geç gelmesi veya hiç gelmemesi tevkifatın yapılıp yukarıda belirtilen süre içinde sorumlu tarafından beyan edilmesine engel olmamaktadır.

2.2.2. Genel bütçeli idareler dışındaki vergi sorumluları tevkif ettikleri vergiyi, vergi sorumlularına ait 2 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edeceklerdir. Bunların başka faaliyetleri nedeniyle KDV mükellefiyetlerinin bulunmaması ve dolayısıyla 1 No.lu KDV Beyannamesi vermemeleri bu uygulamaya engel değildir.

2 No.lu KDV Beyannamesi sadece tevkifata tabi işlemlerin olduğu dönemlerde verilecektir. Gerçek usulde KDV mükellefleri (KDV1 vergi türünden mükellef sicilinde kayıtlı olanlar) tevkifata tabi tutulan KDV’nin beyanında 1015B beyanname kodlu KDV2 beyannamesini, gerçek usulde KDV mükellefiyeti bulunmayanlar ise söz konusu verginin beyanında 9015 beyanname kodlu KDV2 beyannamesini kullanacaklardır.

2.2.3. Genel bütçeli idareler, tevkif ettikleri KDV için sorumlu sıfatıyla beyanname vermeyecekler, tevkif edilen KDV doğrudan bunların muhasebe birimlerince gelir kaydedilecektir.

Genel bütçeli idareler dışındaki kamu kurum ve kuruluşlarının yaptıkları KDV tevkifatının beyanında (2.2.2) bölümündeki açıklamalar geçerli olacaktır.

Ayrıca, 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli cetvellerde yer alan idare, kurum ve kuruluşların tevkifat uygulaması kapsamındaki alımlarına ait bedellerin, genel bütçe ödenekleri dışındaki bir kaynaktan karşılanması halinde tevkif edilen KDV, söz konusu idare, kurum ve kuruluşlar tarafından 117 Seri Nolu Tebliğin (1.2.2) bölümündeki açıklamalara göre 2 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edilecek ve ödenecektir.

2.2.4. Tevkifat, 117 Seri Nolu Tebliğ kapsamında olan mal ve hizmetleri satın alan ve adına fatura ve benzeri belge düzenlenen sorumlu tarafından yapılarak, yukarıda yapılan belirlemeler çerçevesinde 2 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edilip ödenecek veya doğrudan muhasebe birimlerince ilgili Bütçe hesabına gelir kaydı yapılacaktır.

2.2.5. KDV mükellefiyeti bulunmayan BSMV mükelleflerinin 2 No.lu KDV Beyannamesini kurumlar vergisi yönünden bağlı oldukları vergi dairesine vermeleri gerekmektedir.

Ancak, bankaların tevkif ettikleri vergiyi ödemeyi yapan şubeler itibariyle şubelerin bağlı bulundukları vergi dairesine beyan edip ödemeleri de mümkün bulunmaktadır.

Bu tercihi yapan bankaların, durumu bir dilekçe ile önceden genel müdürlüğün bağlı olduğu vergi dairesine yazılı şekilde bildirmeleri gerekmektedir. Bu bildirime ait yazının bir örneği genel müdürlük tarafından şubelere gönderilecek, şubeler tarafından da kendi bağlı oldukları vergi dairelerine ibraz edilmek suretiyle sorumlu sıfatıyla beyanın şubeler tarafından yapılmasına başlanılacaktır.

2.3. İndirim

2 No.lu KDV Beyannamesinde herhangi bir surette indirim yapılması mümkün olmadığından tevkif edilen KDV’nin tamamının beyan edilerek vergi dairesine ödenmesi gerekmektedir.

Öte yandan, tevkifat uygulayan alıcının KDV mükellefiyetinin bulunması ve tevkifat uyguladığı teslim veya hizmeti indirim hakkı tanınan işlemlerde kullanacak olması halinde, sorumlu sıfatıyla beyan edilen tutar, beyanın yapıldığı ay içinde verilmesi gereken 1 No.lu KDV beyannamesinde indirim konusu yapılabilecektir. Bu indirimin dayanağı 2 No.lu KDV beyannamesi olacaktır.

Kısmi tevkifata tabi işlemlerde, işlem bedeli üzerinden hesaplanan KDV’nin;

– Satıcı tarafından beyan edilecek kısmı, takvim yılı aşılmamak şartıyla işleme ait fatura veya benzeri belgenin defterlere kaydedildiği döneme ilişkin olarak verilmesi gereken,

– Sorumlu sıfatıyla beyan edilen kısmı ise 2 No.lu KDV Beyannamesinin verildiği ay içinde verilmesi gereken,

1 No.lu KDV Beyannamesinde indirim konusu yapılacaktır.

3. DÜZELTME İŞLEMLERİ

Tevkifat kapsamına alınan işlemlerde ortaya çıkan mal iadeleri ve matrah değişiklikleri ile ilgili olarak aşağıdaki şekilde işlem yapılması gerekmektedir.

3.1.Mal İadeleri

3.1.1. Mal iadelerinde düzeltme, işlem bedeli üzerinden hesaplanan verginin tevkifata tabi tutulmayan kısmı üzerinden gerçekleştirilecektir.

Örnek:

Pamuk toptancısı (A), 14/4/2012 tarihinde tekstil firması (B)’ye 50.000TL karşılığında pamuk teslim etmiş, hesaplanan (50.000 x 0,08 =)4.000TL ve KDV’nin (4.000 x 0,10 =)400 TL’lik kısmı (A)’ya ödenmiş ve onun tarafından beyan edilmiş, (4.000 x 0,90 =) 3.600 ¨’lik kısmı ise (B) tarafından tevkifata tabi tutulmuş ve Nisan/2012 dönemi beyannamesi ile sorumlu sıfatıyla beyan edilmiştir.

İşleme ilişkin fatura (B) tarafından 21/4/2012 tarihinde yasal kayıtlara alınmıştır. (B), (A)’ya ödediği 400TL ile sorumlu sıfatıyla beyan ettiği 3.600 TL’yi Nisan/2012 dönemine ait 1 No.lu KDV Beyannamesinde indirim konusu yapmıştır.

Söz konusu pamuğun 1/5’i 10/6/2012 tarihinde (A)’ya iade edilmiştir.

Bu durumda (B), (A)’dan 10.080 TL geri alacak, mal iadesinin gerçekleştiği dönemde, 80 TL’yi 1 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edecektir.

(A) ise, aynı dönemde 80 TL’yi, l No.lu KDV Beyannamesinde indirim konusu yapacaktır.

Bu işlemler nedeniyle defter kayıtlarında KDV’nin sadece tevkifata tabi tutulmayan 80 TL’lik kısmı için düzeltme işlemi yapılacak, tevkifata tabi tutularak sorumlu sıfatıyla beyan edilmiş ve indirim konusu yapılmış olan tutar için düzeltme işlemi yapılmayacaktır.

3.1.2.Tevkifat uygulaması kapsamında bulunan hizmetlerde düzeltme, ifa edilen hizmetin iadesi söz konusu olmayacağından, faturanın hizmetin ifasından önce düzenlendiği durumlarda hizmetten tamamen vazgeçilmesi ya da hizmetin sözleşme şartlarına uygun olarak gerçekleştirilmemesi nedeniyle işlemin matrahında bir değişiklik meydana gelmesi halinde yapılabilecektir.

3.2. Matrahta Değişiklik

3.2.1. Fiyat farkı, kur farkı ve benzeri nedenlerle tevkifata tabi işlemin bedelinde sonradan bir artış ortaya çıkması halinde, bu artış ile ilgili olarak fatura düzenlenerek KDV hesaplanacak ve hesaplanan KDV üzerinden (tevkifat alt sınırı dikkate alınmaksızın) tevkifat uygulanacaktır. Bu şekilde işlem yapılabilmesi için fiyat farkı, kur farkı ve benzerinin ait olduğu asıl işleme ait KDV dahil bedelin tevkifat alt sınırını geçmiş ve tevkifata tabi tutulmuş olması gerekmektedir.

Alıcı lehine, ödemenin yapıldığı tarihte kur farkı oluşması halinde ise kur farkı tutarı üzerinden alıcı tarafından satıcıya bir fatura düzenlenerek, teslim ve hizmetin yapıldığı tarihteki oran üzerinden KDV hesaplanması gerekmektedir. Böylece, matrahta oluşan azalma tutarı, tevkifata tabi tutulmayan KDV tutarı ile birlikte, satıcı tarafından alıcıya iade edilecektir. Ayrıca, söz konusu KDV tutarı alıcı tarafından 1 No.lu KDV beyannamesi ile beyan edilecektir.

3.2.2. Malların kısmen iade edilmesi, hizmetin bir kısmının tamamlanmaması, malların ve hizmetin sözleşmede belirtilen evsafa uymaması ve benzeri nedenlerle tevkifata tabi işlem bedelinde sonradan bir azalma meydana gelmişse, azalma miktarı ile ilgili olarak mal iadelerine ilişkin açıklamaların yer aldığı (4.1.) bölümü çerçevesinde işlem yapılacaktır.

Örnek:

Konfeksiyon toptancısı (A)’dan 100.000 TL’ ye 1.000 parçalık fason iş siparişi alan imalatçı (B) tarafından, 2012/Nisan döneminde bu işle ilgili olarak fatura düzenlemiş, faturada gösterilen (100.000 x 0,08 = ) 8.000 ¨ KDV’nin (8.000 x 0,10 = ) 800 TL’si (B)’ye ödenmiş, (8.000 x 0,90 = ) 7.200 ¨’lik kısmı ise (A) tarafından tevkifata tabi tutularak sorumlu sıfatıyla beyan edilmiştir.

(B), bu siparişin 200 adetlik kısmını zamanında teslim edemediğinden bedelde 20.000 ¨’lik bir azalma meydana gelmiştir.

2012/Mayıs döneminde ortaya çıkan bu değişiklik nedeniyle tarafların karşılıklı düzeltme yapması gerekmektedir.

Buna göre (B), (A)’ya 20.000 TL ile birlikte bu tutara ait (20.000 x 0,08 = ) 1.600 ¨ KDV’nin tevkifata tabi tutulmayan (1.600 x 0,10 = ) 160 ¨’sini (toplam 20.160 TL) iade edecek, 2012/Nisan döneminde beyan ettiği 160 TL’yi 2012/Mayıs dönemine ait 1 No.lu KDV Beyannamesinde indirim konusu yapacaktır.

(A) ise 2012/Nisan döneminde indirim konusu yaptığı 160 TL’yi, 2012/Mayıs döneminde 1 No.lu KDV Beyannamesi ile beyan edecektir.

(A)’nın bu fason sipariş nedeniyle tevkifata tabi tutarak beyan ettiği verginin, 20.000 TL’ ye isabet eden kısmı olan (1.600 x 0,90 = ) 1.440 ¨ aynı zamanda indirim konusu yapılmış olduğundan, bir düzeltme işlemine konu olmayacaktır.

3.3.Fazla veya Yersiz Tevkif Edilen Vergileri İadesi

3.3.1. Fazla veya yersiz tevkif edilerek ödenen vergi bulunması halinde, gerek alıcı gerekse satıcının beyanlarının düzeltilmesi suretiyle işlemin tevkifat uygulanmadan önceki hale döndürülmesi gerekir.

Fazla veya yersiz tevkif edilen vergi öncelikle tevkifatı yapan alıcı tarafından satıcıya iade edilecektir. Alıcının, fazla veya yersiz tevkif ettiği KDV tutarını satıcıya ödediğini gösterir belge ve satıcının düzeltmeyi yaptığını gösterir vergi dairesi yazısı ile birlikte başvurması halinde, fazla veya yersiz tevkif edilen vergi, bu vergiyi vergi dairesine beyan ederek ödeyen alıcıya iade edilecektir.

Tevkifata tabi olmadığı halde tevkifat uygulanan ve satıcı tarafından verginin tamamının beyan edildiği durumlarda, satıcının düzeltmeyi yaptığını gösterir vergi dairesi yazısının ibrazı aranmayacaktır.

 

Tevkifata tabi olan ve tevkifata tabi tutulan, ancak satıcı tarafından verginin tamamının beyan edildiği durumlarda, satıcının düzeltmeyi yapmasından sonra, varsa önceki beyanı üzerine ödenen KDV’nin, söz konusu işlemle sınırlı kısmı satıcıya iade edilecektir. Dolayısıyla bu durumda alıcıya iade söz konusu olmayacaktır.

3.3.2. Yapılacak iadelerde teminat, YMM KDV İadesi Tasdik Raporu ve Vergi İnceleme Raporu aranmayacaktır.

3.3.3. Tevkifata tabi tutulan KDV’nin alıcı tarafından beyan edilmiş ancak ödenmemiş olması halinde, sorumlu sıfatıyla beyan edilen bu vergi tahakkuktan terkin edilecektir.

3.3.4. Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin muhasebe birimleri tarafından yapılan fazla veya yersiz tevkifatlar, satıcının beyanlarını düzelttiğini gösterir vergi dairesi yazısını ibraz etmesi üzerine ödemeyi yapan muhasebe birimlerince düzeltilecek ve gereken durumlarda iade edilecektir.

4. SONUÇ

25/10/1984 tarihli ve 3065 sayılı Katma Değer Vergisi (KDV) Kanununun(1) 9 uncu maddesinin birinci ve 29 uncu maddesinin dördüncü fıkraları ile 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun(2) 120 nci maddesinin Maliye Bakanlığına verdiği yetkiler çerçevesinde, KDV tevkifat uygulamasına ve bu uygulamadan doğan iade taleplerinin yerine getirilmesine ilişkin 117 Seri Nolu KDV Genel Tebliği ile mal iadeleri, matrahta değişiklik, fazla ve yersiz tevkif edilen vergilerin iadesinde düzeltmeye ilişkin usul ve esasları yeniden belirlenerek 01.05.2012 tarihinden itibaren uygulamaya yön verilmiştir.

Mustafa İNANÇ

Vergi Müfettişi

KAYNAKLAR

-TC.Yasalar
(02.11.1984)  Katma Değer Vergisi Kanunu,Ankara,Resmi Gazete (Sayı 11563)

-Maliye Bakanlığı (14.04.2012)117 Seri Nolu KDV Genel Tebliği,Ankara, Resmi Gazete (Sayı 28624)

______________________________

(1 )                  2/11/1984 tarih ve 18563 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

(2 )                  10/1/1961 tarih ve 10703 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır.

Deniz Taşıma Araçlarına İlişkin KDV istisnası

DENİZ TAŞIMA ARAÇLARINA İLİŞKİN KDV

İSTİSNASININ KAPSAMI 6111 SAYILI

KANUNLA GENİŞLETİLMİŞTİR

1-           İSTİSNANIN GENİŞLEYEN KAPSAMI VE UYGULAMA

Günümüzde ülkeler, gelişmesini istedikleri sektörlere bir teşvik unsuru olarak vergi istisnası tanıyabilmektedirler. KDV Kanununun 13’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan istisna da işte bu amaçla düzenlenmiş bulunmaktadır.

Anılan bentte yer alan istisna ile ülkemizin deniz ve hava ticaret filosu ile demiryolu ulaşım sisteminin geliştirilmesinin teşvikine ve dış rekabete tahammül edebilecek duruma getirilmesine katkıda bulunulmaya çalışılmıştır. İstisnanın kapsamı bu amaca en iyi hizmet edebilmesi için üç kez değiştirilmiştir.

Ancak istisnanın kapsamının bu haliyle yeterli olmadığının anlaşılması üzerine son olarak 6111 sayılı Kanunla birlikte deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçlara ilişkin bazı işlemler yönünden bir kez daha değiştirilmiş ve genişletilmiştir.

Kanununun 13’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan değişikliğin kapsamına; deniz taşıma araçları, yüzer tesisler ve yüzer araçlar girmekte olup, 6111 sayılı Kanun öncesinde söz konusu istisnanın kapsamına giren işlemler aşağıdakilerle sınırlıydı:

Faaliyetleri kısmen veya tamamen sözü edilen araçların kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olan mükelleflere;

-Bu amaçla yapılan deniz taşıma araçlarının, yüzer tesis ve araçlarının teslimleri,

-Bu araçlarla ilgili olarak verilen tadil, bakım ve onarım hizmetleri,

-Bu araçların imal ve inşası ile ilgili teslim ve hizmetler.

6111 sayılı Kanunla istisnanın kapsamı genişletilmiş ve 25.02.2011 tarihinden geçerli olmak üzere, faaliyetleri deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçların imal ve inşası olanlara bu araçların imal ve inşası ile ilgili olarak yapılacak teslim ve hizmetler de istisna kapsamına alınmıştır.

Konuya ilişkin açıklamaların yer aldığı 116 seri no’lu KDV Genel Tebliğinde; 6111 sayılı Kanun ile KDV Kanununun 13’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendine ilave edilen hükümlerden, bir başka ifade ile 6111 sayılı Kanun ile düzenlenen istisnadan, münhasıran faaliyetleri deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçların imal ve inşası olanların yararlanabileceği, istisnadan yararlanmak için imal ve inşa faaliyeti yapanların ayrıca bu araçların kiralanması veya işletilmesi faaliyetinde bulunmaları şartı aranmayacağı, bunların KDV mükellefi olması zorunluluğunun da bulunmadığı yönünde açıklamalara yer verilmiştir.

Söz konusu istisna, deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçların imal ve inşası ile ilgili mal ve hizmet alımında uygulanacaktır. İstisnadan yararlananların bu araçların tadil, bakım ve onarımı ile ilgili mal ve hizmet alımlarında bu kapsamda istisna uygulanması mümkün değildir.

6111 sayılı Kanun öncesinde faaliyetleri deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçların imal ve inşası olanlara bu araçların imal ve inşası ile ilgili yapılan teslim ve hizmetleri istisnaya konu edebilmek için söz konusu araçların esas itibariyle faaliyetleri kısmen veya tamamen deniz taşıma araçlarının, yüzer tesis ve araçların kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olan mükelleflere bu amaçla teslim edilmek üzere imal ve inşa ediliyor olması gerekmekteydi. Anılan kanunla birlikte, her durumda, faaliyetleri deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçların imal ve inşası olanlara bu araçların imal ve inşası ile ilgili yapılacak teslim ve hizmetler katma değer vergisinden istisna edilmiştir.

Öte yandan 48 seri no’lu KDV Genel Tebliğinin “Örnekler” bölümünün dördüncü paragrafında yer alan açıklama aşağıdaki gibidir:

“Satmak üzere bir yat inşa eden tersane işletmesinin bu imal ve inşa ile ilgili mal ve hizmet alımları katma değer vergisinden müstesnadır. Bu yat inşa edildikten sonra, özel kullanıma konu edilmek üzere bir şahsa satılırsa, bu teslimde istisna uygulanmayacaktır. Bu teslimin vergiye tabi olması, imal ve inşa ile ilgili mal ve hizmet alımlarının da vergiye tabi olmasını gerektirmeyecektir.”

Verilen örneğe göre, inşa edilen yatın kime satılacağının, alıcının bunu hangi amaçla kullanacağının ve alıcının faaliyet konusunun söz konusu yatın imal ve inşasıyla ilgili mal ve hizmet alımlarının KDV’den istisna edilmesine etkisi bulunmamaktadır. Yatı inşa edenin ana faaliyet konusunun deniz taşıma aracı imal ve inşası olması ve söz konusu aracı satmak üzere inşa ediliyor olması, istisna uygulamasında yeterli kabul edilmiştir.

Anlaşılacağı üzere aslında 6111 sayılı Kanunla yapılan değişiklik öncesinde KDV Kanununda yer almamasına rağmen 48 seri no’lu KDV Genel Tebliğinde, başkaca bir şart aranmaksızın, “satmak üzere bir yat inşa eden tersane işletmesinin bu imal ve inşa ile ilgili mal ve hizmet alımları katma değer vergisinden müstesnadır.” yönünde bir açıklamaya yer verilmiş olması, kanunda yer almasa da vergi idaresinin bu işlemi istisna kapsamında değerlendirdiğini göstermektedir. Bununla beraber yasal dayanağı bulunmadığı anlaşılan bu açıklama 6111 sayılı Kanunla birlikte yasal zemine oturtulmuştur.

İstisna, deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçları imal ve inşa edenlerin bu işle ilgili mal ve hizmet alımlarında uygulanacaktır. İstisna kapsamında mal ve hizmet almak isteyenlerin, bu işlemlerin KDV’den istisna olduğuna ilişkin bir yazı almaları gerekmektedir. Bu yazı, KDV mükellefi olanlara bağlı oldukları vergi dairesi, KDV mükellefi olmayanlara ise iş yerinin bulunduğu yer vergi dairesi başkanlığı veya defterdarlık tarafından verilecektir. Deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçları imal ve inşa edenler bu işte kullanacakları mal ve hizmetleri bu yazıyı satıcılara veya gümrük idaresine ibraz etmek suretiyle istisna kapsamında temin edebilecektir.

İstisna kapsamında mal teslimi ve hizmet ifasında bulunan satıcılar bu işlemler nedeniyle yüklendikleri vergileri indirim yoluyla telafi edememeleri halinde iade olarak talep edebileceklerdir. İade talebi bir dilekçe ile yapılacak, dilekçeye;

-Deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçları imal ve inşa eden adına düzenlenen istisna belgesinin bir örneği,

-İstisna kapsamındaki satış faturalarının fotokopisi veya listesi,

-İstisnaya konu işlemlerin gerçekleştiği döneme ilişkin indirilecek KDV listesi,

-İstisna kapsamındaki teslim ve hizmetlerle ilgili olarak yüklenilen KDV listesi,

eklenecektir.

Deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçları imal ve inşa edenlere yönelik istisnadan yararlanılabilmesi için, istisna yazısının mal teslimi ve hizmet ifasını yapan satıcıya ibrazı gerekmektedir. Bu yazı olmadan istisna uygulanması halinde, ziyaa uğratılan vergi, ceza, zam ve faizlerden teslim veya hizmeti yapan mükellefler ile birlikte teslim veya hizmet yapılan alıcı da müteselsilen sorumlu olacaktır.

Kendisine, teslim veya hizmetin istisna kapsamına girdiğini gösteren belge ibraz edilen satıcı mükellefler, başka bir şart aramadan istisna kapsamında işlem yapacaktır. Daha sonra işlemin, istisna için ilgili düzenlemelerde belirtilen şartları baştan taşımadığı ya da şartların daha sonra ihlal edildiğinin tespiti halinde, ziyaa uğratılan vergi ile buna bağlı ceza, faiz ve zamlar, kendisine istisna kapsamında teslim veya hizmet yapılan alıcıdan aranacaktır.

3-SON SÖZ

6111 sayılı Kanunun 85’inci maddesiyle KDV Kanununun 13’üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde değişiklik yapılarak, 25.02.2011 tarihinden itibaren faaliyetleri deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçların imal ve inşası olanlara bu araçların imal ve inşası ile ilgili yapılan teslim ve hizmetler katma değer vergisinden istisna edilmiştir.

Anılan kanunla yapılan düzenleme öncesinde istisnanın kapsamı, “Faaliyetleri kısmen veya tamamen deniz taşıma araçlarının, yüzer tesis ve araçların kiralanması veya çeşitli şekillerde işletilmesi olan mükelleflere bu amaçla yapılan anılan türden araçların teslimleri, bu araçların imal ve inşası ile ilgili yapılan teslim ve hizmetler ile bunların tadili, onarım ve bakımı şeklinde ortaya çıkan hizmetler”le sınırlı iken söz konusu değişiklikle birlikte faaliyetleri deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçların imal ve inşası olanlara bu araçların imal ve inşası ile ilgili olarak yapılacak teslim ve hizmetler de istisna kapsamına alınmıştır.

Böylelikle deniz taşıma araçları ile yüzer tesis ve araçlara ilişkin KDV Kanununun 13’üncü maddesin birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan istisnanın kapsamı, söz konusu istisnanın ihdas edilme amacına daha iyi hizmet edecek şekilde genişletilmiş bulunmaktadır.

Bülent SEZGİN

Vergi Müfettişi